14 Ocak 2015 Çarşamba

son durak

sabah erken saatler. tezat haller birbirini kovalıyor. dışarısı zehir gibi soğuk ama metrobüsün içi kalabalığın etkisi ile sauna gibi. kulağımda tarantino filmlerini çağrıştıran değişik bir müzik.  yukarıda mavi ve açık bir gökyüzü. altında tek tük martılar uçuşuyor. sonra "hiçkok" un kuşları gibi bir sürü insan pike yapıyor metrobüsün içine. uzunçayır diyorlar buraya. çok geçmeden sağ yanımdaki cam buğulanıyor. buğulara yazı yazdığımız çocukluk anlarımız geliyor aklıma. buğulanmadığı zaman ise hohlayıp yapay buğu oluşturduğumuz zamanlar. sol yanımda oturan delikanlının ağzındaki kokuyu örtbas etmek için çiğnediği naneli sakız katık olduğu koku ile daha iğrenç duyumsanıyor. başımı camdan yana çeviriyorum. üzerine çiğ yağmış bembeyaz çimleri görüyorum. gözlerimi kapatıyorum. ronan keating time after time diyor o sırada. bembeyaz karlarla kaplanmış ve bir gölün kenarına konuşlanmış dağ evini görüyorum uzaktan. kırmızılar içinde bir kadın neşeli kahkahalar atarak el işaretleriyle birlikte çok çabuk yanına gelmemi istiyor benden. durmuyorum o'na doğru koşuyorum. ama ben koştukça o uzaklaşıyor sanki. başka sesler de geliyor kulağıma. kırmızılı kadının önce görüntüsü sonra sesi kayboluyor. neden sonra son durak diye gür ve net bir ses duyuyorum. gözlerimi açıyorum. kulaklığım kucağıma düşmüş, karşımda koltuğunun hemen yanındaki yüksekliğe çıkmış metrobüs şoförü; " zincirlikuyu son durak beyim" diyor. oysa hiç bitmesin istiyorum bu yolculuk. bu müzik. ve bu rüya. ama daha yeni binmiştim demek istiyorum. diyemiyorum. bir kaç saniye öylece şoföre baktıktan sonra;
"son durak evet" diyebiliyorum sadece.
son durak.
.

 ronan keating - time after time