29 Temmuz 2014 Salı

bayramlık

klişelerin ve rutubetin bunalttığı ikinci bayram sabahında her zamanki yerimdeyim. balkonda oturmuş öylece duruyorum. saat sanırım sekizi biraz geçiyor. altı buçuktan beri böyle bu durum. ve her geçen dakika kuşlara olan inancım eski bayramlara olan inancım gibi azalıyor. çünkü o kuşlar ki her daim özgürlüklerine aşık olduğum , bulutların efendisi olduğunu düşündüğüm kuşlar bizden çok farklı değiller. gidecek onca yer, görecek yüzlerce güzellik varken bahçedeki ağaçtan yan apartmanın çatısına, ordan tekrar bir ağaç dalına en iyi ihtimal otuz metre yukarı çıkıp elli metre yarıçapında üç daire çizip karşı apartmanın çatısına konuyorlar tekrar.
büyük hayal kırıklığı.
kuşlar böyleyken tatile gidemeyip karşı sokağa ardı ardına dizilmiş otomobiller şaşırtıyorlar beni. öyle ki bir an için canlı olduklarını düşünüyorum. akabinde pahalı bütçeli ucuz amerikan filmlerine benzeyen bir iki felaket senaryosu bile kurguluyorum. sırf arabalar olsa iyi kazulet gibi karşımda, sağımda, solumda dikilen apartmanların da ayaklanmak için tek bir işaret bekledikleri hissine kapılıyorum. ama nereden ve ne vakit gelecek bu işaret henüz çözemedim? 
filmleri bırakıp dizilere başladığımdan beri böyleyim. daha az müzik,  daha az kitap daha çok dizi.. no real word...
herkesin uyuşturucusu kendine demiş bir vietnam atasözü. benimkisi de yazmak ve   diziler oldu bu süreçte.
çünkü hayat artık gitmiyor, yürümüyor, hareket etmiyor kısacası. hatta ve açıkçası çoğu şeyde olduğu gibi hayatın kendisini de biz insanların uydurduğunu düşünüyorum. ama ve Oysa ki yapmak istediğim o kadar çok şey var ki şu hayatta!
belki bir gün anlatırım. lakin şimdi halihazırda ve dünyada devam eden zulüm ve vahşet için sahte temennilerde bulunmak istemiyorum oturduğum yerden. çünkü şu an aşırı derecede bencilim. yıllar sonra AÇS radyo dinliyorum. ve deniz tarafından gelecek hafif de olsa bir esinti bekliyorum.