6 Ocak 2012 Cuma

rüzgarın kokusu

yaşlanmışsın mithadbey dedim. benden başka kimse duymadı. tipik bir kış havası. kapalı. soğuk ama kuru. büyükdere caddesinin şişli ayağındaydım. mezarlığın bitiminde yayalara yeşil yanmasına rağmen ışıklardan geçemedim karşıya. anılarımda parlak bir kırmızı yanıyordu çünkü. o nereden estiği bilinmeyen rüzgarın kokusu, sokakların görüntüsü zihnimi bulandırdı birden. çok uzun seneler öncesine gittim. babamı ve on yaşımdaki halimi gördüm çok kısa süreliğine. dümeni kilitlenmiş gemi misali tutuldum orda öylece. tuhaf bir tat bıraktı içimde bu üç beş saniye ya da dakika. kaç kırmızı , kaç yeşil ışık yandı bu insan tutulmasında bilmiyorum. bildiğim; insan, yaşlandığını hareketlerinin ağırlığından değil de nostalji yükünün yüreğinde oluşturduğu ağırlıktan anlıyor sanki. emin değilim tabi. bugün ışıklarda içimde yanan düşünce buydu. belki soğuktandır. belki de.... bilmiyorum.
güneş yüzünü gösterseydi farklı olabilirdi belki her şey..
yine de
kalabalığa, istanbul'a ve soğuğa karışmak uzun zaman sonra hiç tahmin etmediğim ölçüde keyifliydi. bir süre kalabalığın o cazibeli akışına bıraktım kendimi. umarsız, kaygısız, kimsesiz yalnızca kendinleydim! kalabalık nereye giderse ben de oraya sürükleniyordum. sonra bay c.yi kıskandıracak şekilde güzel kadınları takip ettim. cevahir alışveriş merkezine götürdüler beni. karnımın acıktığını anlamış olmalılar. haftanın bu son iş gününde insanların kalabalığına değil de açlığına ve iştahına bir kez daha hayran oldum. onları izledim belki benim de iştahım açılır diye. ama nafile.. iki saatte bitiremediğim menü tabağını bir türlü alamayan garson bana ayar oldu ama gravatıma ve siyah çantama saygısından bir şey diyemedi! sonra o hülyalı sarışın niye baktı ki öyle durduk yerde. o bakışın beni bu gece uyutmayacağını bilse yine bakar mıydı ki? bay c. olsa kesin sorardı bunu o'na. hatta bir punduna getirip öperdi bile. ama işte bay c. olmak o kadar kolay değil tahir olmak da.
sonra sıtmaya tutulmuş gibi bir titreme, bir üşüme, oturduğum büfenin televizyonundaki içli şarkı, haklarında karıncayla arı arasında hangi benzetmeyi kullanacağıma kararsız kaldığım devamlı hareket halindeki insanlar , rengarenk ışıklar, çatal bıçak seslerine karışan uğultuya karşın içimdeki ses yazmalısın dedi. duymazlıktan geldim önce. ısrar etti, yazmalısın. sonra...
sonrasını biliyorsun zaten. o güzel gözlü sarışın, bay c. , insomia ve ben.
..
sting - englishman
.