13 Temmuz 2010 Salı

eskidendi çok eskiden

bir vakit bir şehir hatlarına vapuruna binmiştim. hiç durmasın istemiştim. limana varmasın. karpostal gibiydi her yer, her şey. çünkü gemiler geçiyordu penceremden. bir sineği öldürdüm o vakit sessizce. sevda şarkıları dinledim. aşık değildim yine de. boğazımdaki yumru geçsin istedim ama. yazmak istedim. yazamadım. unutmadım. resmeyledim beynime.

bazen olur böyle, başıboş anılar gibi sevdiğim ama çok sık dinlemediğim bir şarkı tutunur önce düşüncelerime sonra da yerleşir dilime. bağıra çağıra söylemek ilk evvela, son ses dinlemek isterim en nihayetinde. üç hürel deseler bir tek o şarkılarını bilirim başka da birşeylerini bilmem.
hani pek de anlamam ama hemen girişteki o gitar solosu mu derler ne? o var ya, işte o yankılandı beynimde. sonrası bu satırlar. ha bu zaman ötesinden gelip beynimi kemiren büyüleyici melodi olmasaydı da yazacaktım yalan yok şimdi. iştah açan yemek öncesi aperatifler gibi yazma sevdasını körüklüyor kaz dağları ve şurekası. asıl diyeceğim buydu belki de.

şimdi bugün. o şarkıyı dinliyorum ama.
içimden bağırarak söylüyorum hem nasıl.

şureka diyorduk, iki gün güneşle saklambaç oynadık kaz dağı eteklerinde. lakin güneşsiz havaları da sevdim. ben gibi yabanlar kalıyor o vakitler sahilde. bir de yaramaz çocuklar. çocukları hepsini severim desem yalan olur şimdi. belli yaşın altındakileri sadece. çekilmez oluyor çünkü ötekiler.

acayip bir fon müziği ile anadolu insanı candır canandır toprağın hasıdır türü yağlamaları görünce haber bültenlerinde bir bunaltı ve bulantı basıyor. ta ki gerçeğini görünce insan o vakit rahatlıyor. böyle insanlar çoğalsın istiyor.

sonra nasıl oluyorsa gün boyu saklambaç oynayıp nerdeyse yüzünü göstermeyen güneş kapanış için teşrif ediyor. ben de şu kulağımdaki güzel şarkı bitsin öyle kalkarm diyorum. lakin el emeği kulak pası 30 şarkı birbirinden güzel. kalkmak epey vakit alıyor.

ama işte hiç durmamalıydı o vapur.
.
sezen aksu - eskidendi
.