22 Nisan 2017 Cumartesi

9. mektup

hani bazen, bazı kelimeler dilinin ucuna gelir de söyleyemez insan. yazamaz bile. ya kelimelerin doğruluğundan emin değildir. ya da kendi gibi emin olduğu kelimelerin yanlış anlaşılacağından korkar.

biliyorum. sana bir açıklama borçluyum. ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. oğuz abi yaşasaydı o'na sorardım belki. ama oğuz abi yok. tezer hanım yok. madak zaten kuşları bize bırakıp gitti. gördüğün gibi benim kimsem yok müjgan!

sabah yine erken kalktım. baktım nefes alamıyorum. gitmem gereken işe gitmedim. sahile indim. kalamış'a. bir sürü kuş fotoğrafı çektim. kayaların üzerine oturdum. rüzgarla güneşin bedenimi sarmasına izin verdim. dalga sesleriyle biraz olsun huzur buldum. oysa yıllar var ki gelmemiştim buraya. kendime ne çok kötülük ettiğimi buraya gelince anladım. sana haksızlık ettiğimi ise dün gece üç ayrı rüyada seni gördüğümde anladım. üç ayrı rüyada çünkü. ne vakittir uykularım artık üçe bölündü. ben kaç parçaya bölündüm onu bilmiyorum. ama sayamayacağım kadar çok. sayamayacağın kadar fazla.

şimdi sahilde yalnızca sezen dinliyor. sadece seni ve geceki rüyaların anlamını düşünüyorum. cevap bulamıyorum. belki senin bir cevabın vardır?

son tahlilde bu mektup senin. en latin harfleriyle, kısa ama devrik cümleleriyle, yorgun ama en samimi kelimeleriyle, virgülüyle ve noktasıyla senin. uzun efkarlar, derin hüzünler benim.
.
kalamış, 22.4.2017