1 Mayıs 2016 Pazar

düşlerin hesabı yok ki

bu aralar aylak adam'ı yeniden okumaya başladım. sabahları da çok erken kalkmaya. aylak adamı okumadığım zamanlar yürüyorum bol bol, insanlara bakıyorum, güzel bir film bulursam izliyorum. bazen iyi film bulamadığımda yani bulduğumu sandığımda da izliyorum. ziyan etmiyorum artık eskisi gibi filmleri. dört saat uyku ile dolaşıyorum kaç gündür. dörtbuçuk beş dedi mi dikiyorum gözlerimi beyaz tavana, kireç değil plastik boya sanırım!
.
amma ve lakin kitaplara, filmlere davrandığım gibi iyi davranamıyorum hala. en uzun gece çok uzun geldi mesela. betimlemeler, tasvirler sanki içine bir kazan dolusu rus edebiyatı kaçmış gibi ki karşı değilim rus edebiyatına yanlış anlaşılmasın. ama işte uykusuzluk yok mu sabahın beşindeki o ayaklanmalar falan. işte buna çok karşıyım.
maalesef elimden bir şey gelmiyor.
.
gecenin daha doğrusu sabahın sessizliğini yaran saatin tik taklarını dinliyorum mecburen. ve sonra saatte bu sesi çıkaran parçanın adı neydi diye onu hatırlamaya çalışıyorum. lakin nafile.
.
nihayet, uzaktan odamın içine dolan martı seslerini takip ediyorum. peşinden yıldızlar geliyor aklıma perdeyi kaldırıyorum bir hışımla. ama yok gitmişler. yarım ve şekilsiz bir ay bırakmışlar geriye.
.
düşünüyorum. 

boş, nafile her şey.
.
neden sonra ve gözlerim tavanda asılı iken bir şarkı dolanıyor dilime ; ismi kafile.

bendeki bu ateş sönmeden 
mevsim yazdan hazana dönmeden 

gözlerine uykular inmeden 

göğsüne yatır beni düşlere götür beni....


ilk kez aşk durdukça ile tanımıştım yüksek sadakat'i. katil ve maktul ile çok sevmiştim. ama en çok kafile'sini sevdim. ki hala seviyorum.

şimdi uyuyamadığım sabahlarda bu şarkıyı dillendiriyorum. biraz detoneyim ama benden başka kimse duymuyor neyse ki.