1 Ekim 2014 Çarşamba

pazara çıkmış gibi ipliğim

şimdi siz o kimi karanlık, kimi asortik pencereli ofislerinizde çalışıyorsunuz ya sevgili dostlar, aziz romalılar. kusura bakmayın ama çok büyük "abdallık" ediyorsunuz. dışarda kaçırdıklarınızı bir görseniz eminim bana hak vereceksiniz. misal şu can yakmayan ekim güneşi yılda kaç defa çalar kapımızı. düşünün bir; postacı bile iki defa çalıyor. hatta artık çalmıyor bile. ve sonra kadıköyün o yaramaz çocuk temaşası, envai çeşit insan karmaşası. ya martı seslerinin vapur sesleriyle yarıştığı akustiğe ne demeli?
hakeza ayaküstü karşılaşıp da buluşalım, mutlaka buluşalım diyeninden, bir fincan kahvenin kırk yıllık hatrını sahiplenmek isteyip de tatlı bir hesap kavgasına giren orta yaş kadınlarından, bankanın önünde yavuklusunu bekleyenlere ve yan masada telefonuyla sevişir gibi ağdalı konuşanlara varıncaya dek herkes burada, hepsi bir arada.
.
türk kahvesini çok sevdiğimden değil ama önünden geçerken masalara yansıyan harika güneşi canım çok çektiğinden oturdum bu meşhur türk kahvecisine. öğleden sonra dört gibi çok güzel güneş alıyor burası. ben saat üç gibi işi kırıp da geldim. mesai saatinde kadıköyde dolanmanın hazzını hiç bir şeye değişmem çünkü. hani bir reklam vardı; paha biçilmez. işte öyle. 
şimdi bu güneşe ve kahveye bir sigara çok iyi olurdu ama anneme söz verdim. içmeyeceğim. dört şarkılık bir F.D. listesi , hafif rüzgar ve bol miktarda güneş hayattan alacağımı yeterince karşılıyor şimdilik.
.
evet dostlar, sevgili romalılar ; 
bir gün siz de kırın şu lanet olasıca işlerinizi. hatta mütemadiyen kırın işinizi, zincirinizi ve sizi tutan her ne varsa..
unutmayın dostlarım, spartacus öldü!
ve bir gün biz de öleceğiz.
o yüzden;
sabah erken kalkmalara hayır
birilerinin totosu rahat etsin diye fazla çalışmalara da hayır
ama aylaklığa sonuna kadar evet.
evet.