26 Haziran 2014 Perşembe

kül vakti



berberdeyim. henüz pazarın on buçuğu olmasına üç adam sıra bekliyoruz limon kolonyaları eşliğinde. televizyonda erol evgin var.  "bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı " diyor.  oysa hepimiz oturuyoruz. ve namık ustanın maharetli ellerine kellemizi teslim etmek için bekliyoruz. 
kimimiz sakalını, kimimiz saçını kestirecek. 
işte şimdi biri ayrılıyor mekandan sezen "ah felek yordun beni " derken. ellisini terketmek üzere altmışına merdiven dayamış az ve ak saçlı bir adam. sanki bugüne kadar hep hovardaca atmış da adımlarını şimdi hesaplı yürüyor. o derece yavaş. ya da ve sanki bir şeyleri beklemenin bir ağırlığı var adımlarında.  
eskiden biz bekleyenler de  traş olup mekandan ayrılmak üzere olan müşteriye "sıhhatler olsun"  derdik nezaket gereği.  belki böyle bir şeydi beklediği... lakin şimdi berberden başka söyleyen yok bu nazik iki kelimeyi.. hoş şimdilerde para almasa berberin de diyeceği yok ya...
 ..
candan erçetin bahar şarkısını söylerken 
- abi buyur dedi ustamız. 
sanki demesiyle traşın bitmesi bir oldu.
nasıl gidiyor işler, iyi misin hoş musun,  n'olacak bu beşiktaş'ın hali derken beşbuçuk dakikada bitiriyor
traşı bizim eli çabuk berber.

ben mekandan ayrılırken yine ve sadece berber namık diyor sıhhatler olsun abi diye. 
tekrar bekleriz demeyi  de ihmal etmeden.
hayırlı işler dileyip ilk gelen mavi dolmuşa biniyorum.
haziran yirmiiki/istanbul