1 Şubat 2014 Cumartesi

reçete

yok mudur bir ilacı...?
hayır öyle ağır bir ayrılık yaşamışlığım, hummalı bir sevdalıktan çıkmışlığım da yok hani.
ama işte bu şarkı çok dokunuyor bana doktor! hem çok..

neremden ve niye yakalıyor bilmiyorum ama şarkıyı her duyduğumda sıtmaya tutulmuş sivrisinek gibi oluyorum!
ve dahi şimdi mutluluğun tablosu'ndaki abidin gibi iki seksen uzanmış yatıyorum hasta ve yorgan döşek.
yalnızım. biraz müzik ve biraz hüznü saymazsak tabi yanımdaki. 
sanki gözlerimde khaleesi'nin yavru ejderhaları var ama gövdem sibirya'da. öyle tezat hallerdeyim. hem çok sıcak, hem de çok soğuk. 
ve sanki tüm noktalama işaretlerine dikkat edip de büyük harfleri sallamamaya başladığım zamanlardaymışım gibi. ya da ve belki de seksenaltı martının tam ortasında, babamı en çok sevdiğim yaştayım. mevsim normallerinin çok altında bir soğuk. ersin imer o zaman hepimize donsuz geceler dilemiş miydi ya da ayşe egesoy şiir okuyor muydu bilmiyorum? ama çok soğuktu. ve çok kar vardı. bu beklenmedik mart kışı koca istanbul'u esir almış. okulların yanı sıra işyerleri bile tatil edilmişti. haber bültenleri mecbur kalmadıkça sokağa çıkılmamasını salık veriyordu. neticede geçişlerin kontrollü olarak bile sağlanamadığı zor yıllardı. ekmek o zaman kaç paraydı hatırlamıyorum ama babama olan sevgim paha biçilmezdi. ki hâlâ da öyle. 
peki ama ya o'nun? 

şimdi görse beni bu hallerimle!  "ben seni böyle mi yetiştirdim evlat" dese geçmiş gün esnaf lokantasında hesabı ödetmek istemediği memet amca gibi savursa beni şöyle bir ve tükürse yüzüme. n'aparım o vakit? nereye sığar, nerelere sığınırım. hem hangi kitap taşır günahlarımı. hangi şarkı teselli olur utancıma?
peki ya bunun ilacı var mıdır doktor. ha!
ya bunun? içimdeki zehrin panzehiri?
gözünü seveyim doktor varsa şayet bir reçetesi, yaz.
yaz lütfen. yaz da gideyim.
yoksa kendi reçetemi kendim yazacağım ve bu hiç kimseye fayda sağlamayacak. 
hem hiç kimseye...

şu sıralar hep çalan şarkı : model