26 Eylül 2013 Perşembe

dejavusumsu

size de olur mu bilmem ama bana sık sık olur. bir film yahut belgesel izlerken gördüğünüz anlık bir karede olma, hep orada yaşama ya da anında oraya ışınlama isteği, hiç görmediğin bilmediğin halde içten taşan bir sevgiyle o a'na, yere olan, iklime duyulan yakınlık bahsetmeye çalıştığım. asla bir manzara, doğa güzelliği değil ama. yok anlatamayacağım!
.

16 Eylül 2013 Pazartesi

münzevi

büyükşehir karmaşasından bıkan ve yorulan hepimizin dilinde artık pelesenk olan bir şarkı; küçük sahil kasabası.
ya da ve benim gibilerin hayali ; ücra bir yerde yüzü denize, sırtı ormana dönük ağaç ya da taştan bir ev, bahçesinde bir kaç börülce, kapısında bir karabaş. 

acaba diyorum bazen bu da bir oyun mu aklımızın bize oynadığı. bunca hengame arasında sahte bir kaçış yolu mu? nothing personal'ı izlediğimden beri aklıma takılan; acaba gerçekten istediğim bu mu?

içinde bulunduğum şartlardan bağımsız olarak bu gece bunu düşüneceğim.
..

15 Eylül 2013 Pazar

keyif


ben dedi  adam, keyfim içim yaşarım.
yaptıklarımı keyif için yapmazsam yaşayamam dedi kadına
bir pazar günü yaklaşık üçbuçuk metre karelik bir büfenin arkasından "vinstonlayt" satarken söyledi bunları
kadın sustu sadece ve baktı öylece
ben de yazdım


14 Eylül 2013 Cumartesi

ibrahim

hayat tuhaf falan değil ibrahim biz çok kalabalığız. misal dün akşam onbeş dakikalık yolu birbuçuk saatte aldıktan sonra bugün skerim yolunu da yordamını da dedim ve otobüs yaptım. hiç olmazsa camdan dışarıya baka baka giderim. ve fakat dedim ya bu kadar insan, bu kadar araba ve bu kuşlar. ne çoklar.
hem nereye gidiyorlar böyle.
 nereye ibrahim.

twitter ?

oraya bakıyorum da twitterda herkesin bir derdi , kendince bir hesabı var. benim de var elbet ama tam olarak ne oldugunu bulamadım daha. sanırım zaman öldürmek asıl meselem. lakin dokuz canlı pezevenk vur vur ölmüyor....

hal yolundan geçiyoruz. beyaz nektarın borsası 2,50 - 3,50 arası.  kırmızı nektarin 1,50-2,50..

siyah mini elbiseli (hayır yanlış okumadınız bayagı mini bir elbise işte) uzun saçlı uzun boylu esmer bir hatun caddede yürürken halk otobüs şoförümüz düt yaptı ağır akan trafikte. kız şampuan reklamındakine benzer bir ahenkle ve esmer saçlarıyla birlikte döndü. şoför kapıyı açtı kız bindi. ben ve orta yaşlı bir kaç abi ağzınız açık öyle baktık. sonra diğerlerinden önce ben klişeyi patlattım. lan lan lan hani kadın erkek eşitliği vardı bu ülkede.. beni , değil durak harici bazen durakta bile almıyor bu conconlar. sonrası isyaağğnnn ve halil sezai..

ve rica ediyorum de-sımart artık arama beni.
ömrümü yediniz lağnn . istemiyorum hiç bir paketinizi.





10 Eylül 2013 Salı

game

aylar, belki yıllar önce gördüğüm karışık rüyaları hatırlatıyor yorgun zihnim bana iki gündür. tuhaf.
şimdi mesela. yine yıllar önce iş için gittiğim şehirlerden birinde öğle yemeği yediğim esnaf lokantasını ve dar ara sokaklarını gösteriyor. dar sokakları birleştiren küçük ama kendince büyük bir meydan. ortasında çeşmeye benzer bir şey var. görüntüler flu. tıpkı bir sonbahar yaprağı gibi ordan oraya savrulan tek tük insanlar gibi. yalnız bu kadar ayrıntıyı hatırlayan zihnim şehirde kararsız şimdi. izmirle erzurum arasında gidip geliyorum. ama ankarada olabilir. emin değilim.
bütün bunların bir anlamı var mı? ya da bir anlamı olmalı mı?
yine emin değilim.
fonda müzeyyen senar. dalgalandım duruldum diyor. belki de şarkılar yüzündendir.

8 Eylül 2013 Pazar

tutunamayan

biliyorum hiç bir söz, hiç bir afili cümle anlatamaz şu an, dün, bugün, yarın içimden geçenleri onlara. bir alet icat edilse mesela ve hemen bu gece. aklımın ve kalbimin tam orta yerinde cereyan eden savaşı ve buhranı,  beni boğum boğum boğan sıkıntıyı gösteren diyorum. o zaman belki hepsi benden önce ve yine benim iyiliğim için ön ayak olacaklar gitmeme. şimdikinin aksine her biri ayrı bir yerimden çekiştirmeyecek kendine doğru. bilakis eş kutuplu tüm mıknatıslar gibi itecekler beni ileriye. go go go diyecekler belki bir amerikan filminden çalıntı repliklerle..
ama nereye? 
bir yer var biliyorum, coğrafi olarak
neresi olduğunu henüz bilmediğim fakat gerçek beni, benliğimi kendimi bulacağımı inandığım o yere. 
peki ben niye gitmiyorum. bunları yazan akıl niye harekete geçmiyor. geçerli sebeplerim var çünkü. ya da olduğunu sanıyorum. ya da korkuyorum. ya da kararsızım bilmiyorum daha fazla üzerime gelmesen diyorum...

tutunamayan kime ve neye denir tam olarak bilemiyorum. bir selim ışık vardı bir de şimdi radyomda duyduğum ışın karaca'nın muhteşem yorumu.  kelime anlamıyla gidersek ya da siktir et nerden ve nasıl gidersek hepimiz birer tutunamayanız işte bu sanal dehlizlerde. kimimiz bir tweet gölgesinde kimimiz giriş gelişme sonuçlu bir blog dolusu paragrafta acımızı dağlıyoruz. belki de son çırpınışlarımız. bir süre sonra bu yazı çizi işi de çare olmayınca acı ve kederimize o zaman neye ve nasıl tutunmaya çalışırız bilemem. hem şimdi neden çoğul konuştuğumu da bilmiyorum ayrıca.

tırnaklarım ve saçlarım uzamış kesmem , kestirmem lazım. yarın lanet pazartesi. dışarı çıkmıyorum. onun yerine dışarıdan gelen gereksiz korna seslerine ve dahi tüm gürültüye ana avrat sövüyorum. yapacak daha iyi bir işim yok çünkü. ve bugün pazar. yarını , ertesi günü ve bir sonraki günü ve
çünkü birbirinin aynı geçecek günlerimi düşündükçe daha çok küfrediyorum. küfretmediğim zamanlar çay içiyorum. film izliyorum. misal bu öğleden sonra erin  brockovich'i izledim. biliyorum çok eski bir film ve belki bir çoğunuz bir kaç kez izlediniz. ama yapacak bir şey yok. hayat işte; kimine kavun kimine kelek...
..
son çalan şarkı : ışın karaca - tutunamadım

7 Eylül 2013 Cumartesi

error

mis gibi otobanda kullanamadığınız son model arabanızı, şehir içindeki ticari taxi ve minibüsünüzü, trafiğinizi, şehrinizi ve istanbulunuzu,kalabalığınızı,görgüsüzlüğünüzü ve gürültünüzü, cumartesi çalışma günlerinizi, sahte çevreciliğinizi, haddinden fazla hayvan seviciliğinizi, yalan gülüşlerinizi, mahalle baskınızı ve tüm mecburiyetlerinizi skeyim sizin.


3 Eylül 2013 Salı

şxshit

üç gündür yazıyorum, sonra yazdıklarımı okuyorum ama ne skim olmuş deyip yayınlamıyorum. kıyamıyorum da. taslaklıyorum.
sanırım yaşlanıyorum..

ş
pencereyi kapadım klimanın soğukluk ayarını artırdım. oysa duygu ve düşüncelere hükmetmek oda sıcaklığına hakim olabilmekle aynı değil. zor. ortalama bir insanın ortalama sıkıntısı benimkisi. düşündükçe ve çözüm bulamadıkça yazdıran.

x
klima çalışıyor ama şoförün arkasındaki manda camı sonuna kadar açmış ya da bir başkası önemli değil kapatması gerek. ya da birinin uyarması gerek. orhan kural olmaktan istifa edeli epey oldu. insanlıktan etmeye az kaldı. 
çünkü ne trafikte aracıyla  ne otobüste edebiyle gitmesini biliyor bu halk. evet mine kırıkkanatlanıyorum hemen bu kadar çok davar görünce. adam çünkü bacagını 150 derece açmasa olmuyor kadın cak cak sakız çiğnemezse ve öteki kulağımda müzik olmasına rağmen kulak zarımı iğfal etmezse bağır çağır halk otobüsünün zaten adını değiştirsinler. vekillerini tu kaka etmekten asıllarına sıra gelmiyor. çünkü sıraya girmek gibi bir derdimiz yok. yüksek rakımda bi tanıdık bi kaynak bulduk mu tamamdır. özel aracımızdan çöplerimizi sokağa dökebilir, ters yöne girebilir uyaran olursa da mezhebi geniş biçimde efelenir, bazıları kuzu kuzu şeridinden giderken emniyet şeridini babamızın yolu gibi kullanabiliriz.
neyse siktiret hafız dünyayı biz mi kurtaracağız.

shit
ne düşünüyorum biliyor musun doktor? 
hani ben böyle devamlı gitme hayalleri kurarken ha bugün ha yarın gideceğim ulan derken bir gün bakmışsın ki bok yoluna gitmişim. şimdi durduk yerde ama bir yandan da açık olan penceremden eylül serinliği geçmiş sonbahar fragmanlarını ruhuma ruhuma sunarken bunu düşündüm.  bıraktım elimdeki ve dikkatimdeki tüm teferruatı,  işinizinde gücünüzde amk lan dedim. valla dedim. ha dedim de noldu. boyum mu uzadı hayır bilakis ömrüm kısaldı. gedikli ve sağlıkçı köşe yazarlarına göre zira stres hayattan alıyormuş her daim. öyle yani.

ğ
bi de nilüfer her şeyden çok'u ne güzel söylüyor değil mi?
.

1 Eylül 2013 Pazar

goodnight moon

eskiden düşünmeden yazardım hiç bir şeyi. ama hiç bir şeyi. oturur aklıma eseni yazardım. garip bir şekilde mutlu da olurdum. en çok da pazarları , en mutsuz olduğum pazar günleri yazardım. şimdi yine mutsuzum. ve bugün pazar. ama yazamıyorum eskisi gibi. dün , önceki gün, geçen pazar. çok istedim. yazamadım. artık hiç bir şey eskisi gibi değildi. niye bilmiyorum.
belki faydası olur diye balkona çıktım gelen geçeni izledim. radyo ekseni açtım eskisi gibi. biraz işe yaradı gibi. özellikle  shivaree-goodnight moon  derken. bir şeyler kımıldadı içimde sanki.
...
eylül geldiğinden mi yoksa senenin son iznini de tüketip yarın işe başlayacak olmamdan mı bilmem buruk bir hüzün var üzerimde. hislerim yine karışık doktor.. gitmek mi büyük cesaret yoksa kalmak mı bilemiyorum?
ama her geçen tükenmek büyük aptallık bu kesin.
hiç bir şey yapmadan böyle ağlak cümlelelere sarılmak işin en kolayı ve aslında en onur kırıcı olanı. bu belki de yazmak istemeyişimdeki aslan payı.
ve biliyor musun hala aynı şarkıyı dinliyorum. kaçıncı tekrarı bilmiyorum. sanki şarkı biterse yazma eylemim de duracak gibi. bir kez daha dinleyelim o vakit.
son bir kez daha..
...
ve unutmadan sevgilim.
ben de irlandaya gitmek istiyorum.
çok hem de.
..
foto:  nothing personal (2009) filminden...


eylül

serinleyen havadan, gece kapatılan pencerelerden ve otoparklarda artan araç sayısından belli olur eylülün geldiği bizim buralarda.
şimdi yağmuru bekliyoruz.
.