11 Şubat 2012 Cumartesi

gemilerde talim var

bir haftadır borsada teknik analizlere çalışıyorum doktor. sayısal ve iddaadan ümidimi kestim çünkü. yüzon sayfalık karmaşa diyebiliriz kısaca. halbuki ösese-öyese aşamasında sözelim iyi dedim yıllar önce. türkçe-matematikten iktisat okuttular bana zorla. dolayısı ile aynı odaya tıkılan birbirine zıt iki karakter gibi oldu şimdiye kadar sayılarla ilişkim. uzatmayalım.
seksensekizinci sayfaya geldim bi bok anlamadım. analizler, grafikler, trendler, pariteler, çapraz kurlar, olaylar olaylar. hiç mi bir şey yok dersen akılda kalan? olma mı. fibonaccci mesela. gerçi da vinci şifresinden aşinayız kendisine matematik ilminden ziyade. basit ve ağırlıklı hareketli ortalamalar sonra. sabah ve akşam yıldızları. genel manada sıkıcı olsa da bazı anlarda eğlenceli bir durum. mecbur muyum? değilim elbet. lakin fazla bilgi göz çıkarmaz. bakarsın bir gün kenan ışık'ın karşısına çıkarım. altın oranı falan soracağı tutar yüzyirmisekizbinliralık soruda. mahçup olmayalım o vakit!

sana aksettireceğim en yeni havadisim buydu doktor. hayır fibonacci değil borsa maceram. bunun dışında hep aynı. biliyorsun işte. işe gidiyorum eve dönüyorum. radyo eksen dinliyorum en çok. arada kaçamak yapıp türkü dinliyorum. her zamankinin aksine hız yapmayıp bazı günler en sağ şeritten kamyonların peşinden gidiyorum. bir aydınlanma olur belki diye. sıkılıyorum. yazıyorum. kendimi tekrar ediyorum. önce kendimi ve yazdıklarımı önemseyip bu tekrar etmelere takılırdım. şimdi koy götüne rahvan gitsin diyorum. değmiyor çünkü hiç bir şeye. değmiyor!
hem tekrar demişken, kahve mesela tek şekerli az sütlü yine. ama acı olan, olması gereken kimseyi , hiç bir şeyi özlemiyorum bugünlerde. gitmek dışında uzaklara. böyle soğuk ve beyaza bürünmüş tren raylarında envai çeşit manzaranın eşliğinde gitmekten bahsediyorum. durmaksızın. bazen işte, böyle soğuk havalarda ikide bir nükseden diş ağrısı gibi yüreğime basınç yapıyor bu duygu. o zaman ne kahve ne de paketteki son sigara çare oluyor. doktorsun sen gerçi diş ağrısı çekmemişsindir. baş ağrısı diyelim. onlarca ağrı kesiciye rağmen geçmeyen. ense kökünden zonklatan yarım bir baş ağrısı gibi. yürek ağrısı. uzaklarda...

az önce tam da sana bu satırları yazarken sela verdi mahallenin imamı. mahalle eşrafından bir kişi vefat etmiş ama tam anlamayadım kim olduğunu. allah rahmet eylesin. kimdir, hatun kişi midir er kişi midir, yaşlı mı genç mi, yalnız mı kalabalık mı, güzel mi çirkin mi, fakir mi zengin mi? ne önemi var di mi?. bitti gitti işte. sevabıyla, günahıyla. en çok kamyon arkası yazılarına kapıp gittiğimde geliyor işte aklıma. sonu çoktan belli olan bir hayat için çok fazla ve gereksiz çırpınıyoruz. üzülüyoruz. ağlıyoruz. bazen hatta abartılı seviniyoruz. ama işte hayat tam da böyle bir şey diyorum sol şeritte kilometre kadranını zorlarken. hayatın kendisi çelişki değil mi hem? doğum ve ölüm! siyah ve beyaz..vs,vb, bkz...

şimdi. günün güzel geçeceğini müjdeleyen yakışıklı bir güneş, nefes kesen bir soğuk ve en kral karpostallara konu olacak çatı üstü karları ile caka satan istanbul manzarası var karşımda.
zihnimdeki; bahariye. çarşı. dolmuşlar. kitap cafeler. balıkçılar. sessiz ama telaşlı kalabalık. canım insanlar.
geliyorum.

sağlıcakla doktor., sağlıcakla.
.
gemilerde talim var
.