mart ayazında adını sormayı unuttum. ben lahana gibi üst üste giyinmişken o nerdeyse dizlerine değen, boyundan büyük masmavi bir tişörtle peronda bekliyordu. bu onu son 10 gündür beşinci görüşümdü. belki de altı. aynı istasyonda binip iniyorduk. haki yeşili sırt çantasından çıkardığı melodikasıyla hep aynı melodiyi çalıyordu.
trenin en son vagonuna beraber biner binmez sordum;
- üşümüyor musun böyle?
- cık dedi.
- okula gidiyor musun?
- ikiye gidiyorum dedi
- her gün mü geliyorsun diye sordum
- yok bayram harçlığı için geliyorum. bayramlık alacağım sekiz tane dedi.
- çok değil mi dedim
- kardeşlerime de alacağım deyince boğazımda bir şey düğümlendi.
sonra pek konuşmadık. haki renkli çantasından önce özenle melodikasını, sonra yoğurt kovasından icat ettiği bahşiş kutusunu çıkardı. melodikasını ezberlenmiş hareketlerle boynuna astı. bir elinde yoğurt kovası, öteki eliyle her zamanki melodisini çalarak yavaş yavaş trenin kıvrımlarında gözden kayboldu.
.
