küçük bir sahaf hikayesi - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

küçük bir sahaf hikayesi



“kitaplar benim yaşam biçimim, kitapsız bir hayat düşünemiyorum o yüzden sahaf olmayı çok isterdim yalanına sığınmayacağım. çünkü kitap okumayı kendimden geçecek kadar çok sevmiyorum. ama ben yine de küçük bir şehirde sahaf olmak isterdim…”
yazdım, kaydettim. dört gün önce..
.
iki gün evvel istiklal caddesinde eski bir dostumla buluştum. sokak arasında bir yerde öğle yemeğimizi yerken el ele yürüyen bir çiftin ardından bakarak ‘seninle hiç yürümedik bu sokaklarda’ diye geçirdim içimden. arkadaşım “daldın gitti abi, hayırdır” demese kim bilir daha neler geçecekti aklımdan.
.
şimdi; saat öğleyi biraz geçiyor.
.
… 1
iki yastık, bir kırlent, bir telefon, iki gözlük ve bir kitapla birbirimize sokulmuş yatıyoruz. hastaneye gitmediğim için tıbbi karşılığını bilmiyorum ama hastayım. halk arasında soğuk algınlığı diyorlar. fakat son bir kaç gündür halk arasında çok dolaştığımdan mikrobik bir şeyler de olabilir. olsun. fonda spotify sakin mix çalıyor. arada dalıyor, yükte hafif pahada ağır rüyalar görüyorum. gerçekliğinden şüphe etmediğim, bazen de şaşılacak şeyler.
.
… 2
emekli olmuşum. kuzeyde, küçük bir kasabada sahaf dükkanı açmışım. kapısına da istiklalde görüp çok beğendiğim sahafın dükkanı gibi çıngıraklar, süslü konfetiler asmışım. arçelik’ten ikinci el bir çay makinası alıp koymuşum köşeye. eşe dosta, gelene gidene ısmarlamak için. küçük bir dükkan. ama dağınık değil. tertipli, düzenli. eskiden bilgisayara bakıyordum sordukları kitap var mı yok mu diye. şimdi hepsi ezberimde. zaten çok geleni gideni olmadığı için telefonda ingiliz polisiyesi izlemediğim zamanlarda kitapları, bazen alfabetik bazen yazarlarına bazen de yayınevlerine göre diziyorum. 
bugün işte sen gelmeden evvel kitapları dizmiş the chelsea detective izliyordum. kapı çıngırdadığında yandaki okulun öğrencilerinden biri sandım. umursamadım ilkin. fakat içeriye yayılan koku sayesinde tanıdım seni. ama beni nasıl buldun demeye kalmadan her vakit koyu bir yalnızlık gibi karanlık olan dükkanım aydınlandı varlığınla. gülüşünle iki kat ışığa büründü küçük dükkanım. tarzın değişmiş ama güzelliğin aynı kalmış onca vakit sonra. başında mesela o ingiliz leydilerinin giydiğine benzer çiçekli, çağla yeşili bir fötr şapka. vatkalı, kadifeden bordo ya da vişne çürüğü rengi bir ceket sırtında. dünyanın dönüşünü durduran gülüşün yine yüzünde. topuklu ayakkabılarından çıkan şehirli ve özgüvenli kadınlara  mahsus üç adımlık tok sesten sonra kitaptan çok dükkanı alacakmış gibi şöyle bir etrafı süzerek “demek burada saklanıyordun yıllardır” dedin..