16 Eylül 2013

münzevi

büyükşehir karmaşasından bıkan ve yorulan hepimizin dilinde artık pelesenk olan bir şarkı; küçük sahil kasabası.
ya da ve benim gibilerin hayali ; ücra bir yerde yüzü denize, sırtı ormana dönük ağaç ya da taştan bir ev, bahçesinde bir kaç börülce, kapısında bir karabaş. 

acaba diyorum bazen bu da bir oyun mu aklımızın bize oynadığı. bunca hengame arasında sahte bir kaçış yolu mu? nothing personal'ı izlediğimden beri aklıma takılan; acaba gerçekten istediğim bu mu?

içinde bulunduğum şartlardan bağımsız olarak bu gece bunu düşüneceğim.
..

3 Eylül 2013

şxshit

üç gündür yazıyorum, sonra yazdıklarımı okuyorum ama ne skim olmuş deyip yayınlamıyorum. kıyamıyorum da. taslaklıyorum.
sanırım yaşlanıyorum..

ş
pencereyi kapadım klimanın soğukluk ayarını artırdım. oysa duygu ve düşüncelere hükmetmek oda sıcaklığına hakim olabilmekle aynı değil. zor. ortalama bir insanın ortalama sıkıntısı benimkisi. düşündükçe ve çözüm bulamadıkça yazdıran.

x
klima çalışıyor ama şoförün arkasındaki manda camı sonuna kadar açmış ya da bir başkası önemli değil kapatması gerek. ya da birinin uyarması gerek. orhan kural olmaktan istifa edeli epey oldu. insanlıktan etmeye az kaldı. 
çünkü ne trafikte aracıyla  ne otobüste edebiyle gitmesini biliyor bu halk. evet mine kırıkkanatlanıyorum hemen bu kadar çok davar görünce. adam çünkü bacagını 150 derece açmasa olmuyor kadın cak cak sakız çiğnemezse ve öteki kulağımda müzik olmasına rağmen kulak zarımı iğfal etmezse bağır çağır halk otobüsünün zaten adını değiştirsinler. vekillerini tu kaka etmekten asıllarına sıra gelmiyor. çünkü sıraya girmek gibi bir derdimiz yok. yüksek rakımda bi tanıdık bi kaynak bulduk mu tamamdır. özel aracımızdan çöplerimizi sokağa dökebilir, ters yöne girebilir uyaran olursa da mezhebi geniş biçimde efelenir, bazıları kuzu kuzu şeridinden giderken emniyet şeridini babamızın yolu gibi kullanabiliriz.
neyse siktiret hafız dünyayı biz mi kurtaracağız.

shit
ne düşünüyorum biliyor musun doktor? 
hani ben böyle devamlı gitme hayalleri kurarken ha bugün ha yarın gideceğim ulan derken bir gün bakmışsın ki bok yoluna gitmişim. şimdi durduk yerde ama bir yandan da açık olan penceremden eylül serinliği geçmiş sonbahar fragmanlarını ruhuma ruhuma sunarken bunu düşündüm.  bıraktım elimdeki ve dikkatimdeki tüm teferruatı,  işinizinde gücünüzde amk lan dedim. valla dedim. ha dedim de noldu. boyum mu uzadı hayır bilakis ömrüm kısaldı. gedikli ve sağlıkçı köşe yazarlarına göre zira stres hayattan alıyormuş her daim. öyle yani.

ğ
bi de nilüfer her şeyden çok'u ne güzel söylüyor değil mi?
.

1 Eylül 2013

goodnight moon

eskiden düşünmeden yazardım hiç bir şeyi. ama hiç bir şeyi. oturur aklıma eseni yazardım. garip bir şekilde mutlu da olurdum. en çok da pazarları , en mutsuz olduğum pazar günleri yazardım. şimdi yine mutsuzum. ve bugün pazar. ama yazamıyorum eskisi gibi. dün , önceki gün, geçen pazar. çok istedim. yazamadım. artık hiç bir şey eskisi gibi değildi. niye bilmiyorum.
belki faydası olur diye balkona çıktım gelen geçeni izledim. radyo ekseni açtım eskisi gibi. biraz işe yaradı gibi. özellikle  shivaree-goodnight moon  derken. bir şeyler kımıldadı içimde sanki.
...
eylül geldiğinden mi yoksa senenin son iznini de tüketip yarın işe başlayacak olmamdan mı bilmem buruk bir hüzün var üzerimde. hislerim yine karışık doktor.. gitmek mi büyük cesaret yoksa kalmak mı bilemiyorum?
ama her geçen tükenmek büyük aptallık bu kesin.
hiç bir şey yapmadan böyle ağlak cümlelelere sarılmak işin en kolayı ve aslında en onur kırıcı olanı. bu belki de yazmak istemeyişimdeki aslan payı.
ve biliyor musun hala aynı şarkıyı dinliyorum. kaçıncı tekrarı bilmiyorum. sanki şarkı biterse yazma eylemim de duracak gibi. bir kez daha dinleyelim o vakit.
son bir kez daha..
...
ve unutmadan sevgilim.
ben de irlandaya gitmek istiyorum.
çok hem de.
..
foto:  nothing personal (2009) filminden...


eylül

serinleyen havadan, gece kapatılan pencerelerden ve otoparklarda artan araç sayısından belli olur eylülün geldiği bizim buralarda.
şimdi yağmuru bekliyoruz.
.