9 Şubat 2009

hazan mevsimi

samimiyetine inanılan kısa bir cümle ne kadar yakınlaştırıyorsa iki insanı manasız bir hareket de aynı oranda uzaklaştırıyor. oysa şunun şurası ve hepi topu üç günlük dünya değil mi? hem dünya fani ölüm ani ya? dün akşam insanın içine işleyen müziğine hayran ve hatta hasta olduğum hazan mevsimi’nde cemil'e ne diyordu recep dayı ; "evlat bu dünya boş her şey boş önemli olan giderken arkandan hoş bir sada bırakmak." ama ya bu akşam dönüş yolunda bilmediğim biri her nereye gidersenkendinle yüzleşirken kimse duymaz yalan söyle derken kafandan geçenler! gripinmiş adı öğrendim. biri değil birileri imiş hem. sanki birine anlatsam onlarca ton yük kalkacaktı üstümden. ama vazgeçtim sonra. o an için rahatlardım belki ama ya sonra. açık kapıdan süzülen soğuğu bahane ederek tam üç koltuk değiştirdim meraklı köftelerin bakışları arasında. zevk aldım bunu yaparken ama gittiğim koltuklar daha soğuktu. ya gittiğim yerlerde böyle soğuk olursa. diyorum ki acaba içimdeki fetret devri mi onu ilgi alanıma çeken ya da beni ona iten. ama yok hayır. tecahül-i arif mi? hayır sanmıyorum. hüsn-i talil ? belki... oysa çok fazla şey değil isteğim. zaten şunun şurasında ne kaldı. geçip gidiyor ömür. ben mi fazlayım ruh mu eksik? ya da tam tersi... birader ne zaman geleceksin. çok sıkıldım. beni bir sen anlarsın. sen de doğru anlarsın... bak erenköy'e geldik bile.. bilmiyorum bu şarkılar mı yoksa beni bu hale koyan. ama olsun şarkıların gözü kör olmasın. var olsunlar ki hep yaşadığımızı bilelim.
.
demet sağıroğlu - hazan mevsimi
.

7 Şubat 2009

duman

şimdi tam karşımda, yağmurda pompanın başında bekleyen bp görevlisi ne düşünüyordur acaba ya da hayattan beklentisi nedir yahut var mıdır bir beklentisi veya oturmuş sıcak ofisinde yüz metre öteden onu izleyen benim beklentim nedir?
yazmıyorum yazmıyorum ama yazınca böyle karalı sarılı kelimeler dökülüyor parmaklarımdan. bir hoş sada için gelen dostlar benim için gene enseyi karartmış diyecekler ama işte ben böyle bir hal içindeyim aslında derin keder içindeyim candan erçetin misali. ya da geçimsizim daha çok.

plastik toplarımız vardı eskiden taştan kaleli çift kalelerimizde. meşin topu ancak patlak haliyle bilirdik. dışı az buçuk sağlam olanın da içine plastik topu koyar yorgan iğnesi ile dikerdik. lakin iki tekmeden sonra açılır yeniden dikiş yerlerinden atardı. işte böyle tam tutundum derken dikiş yerlerinden geri atıyor bazen hayat insanı. ama yine de şarkıdaki gibi bazen bilmeyerek ne yaptığımı iyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim. kah devrik cümlelere sığınıyor sıkılınca yatık sekiz oradan en nihayetinde mutedil kıyılar. endişeye mahal yok yarın yatık sekiz gidebilir lakin mutedil kıyılar ben olduğum sürece burada kalacaktır.

veyahut da tam karşı binada bir alt çaprazımdaki genel müdür kılıklı abi benim gibi on beş dakikadır gömülmüş bilgisayarına kafasını kaşıyarak ne düşünüyor? benim on seneki sonra halim olabilir mi? ya da ben onun on sene önceki hali. karma marma paralel evren hikayeleri vardı hani böyle bi'şey mi? yüzeysel veya direk hayatımıza bir şekilde giren insanlar hakkında genel geçer düşünmüyorum. bir sebebi olduğunu düşünüyorum artık. sadece o kadar ama. fazla derine inmiyorum. ama bazen de iniyorum galiba. misal dün akşam tren camından akşamın karanlığına dalan adam. baktıkça bir sarmalın içine giriyor. gözlerinin yeşili her geçen saniye daha da koyulaşıyor. olanlara anlam veremiyordu besbelli ki. daldıkça rayların koyu karanlığına daha bir hüzünleniyordu sanki. belki de kulağındaki müzikti onu bu denli hüzünlendiren. anlam veremediği bir kısır döngünün içindeydi sanki.

ama çoğu zaman da kapatıyorum gözlerimi işe gitme-eve dönme ritüellerimde uzun bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorum kendimi. nereye gittiği meçhul bir trenin içinde olmayı diliyorum açtığımda gözlerimi. olmuyor ama. lakin yine de soğuk ve yağmurlu kış sabahı buz gibi bir trende duman dinlemek. güzel.
çok güzel.
ama senden güzel değil..
.
duman - senden daha güzel