12.4.20

formül


sırtımı pazar güneşine dayadım. doğrusu ve tam olarak ensemi. çünkü ve zira; balkonun henüz onda birini ilhak etmiş durumda kıymetlimiz güneş. fakat güneşin en çok yaktığı yer ile canımın en fazla yandığı yer aynı değil.
zaten ben de bende eski ben değilim sevgilim.
güneşi hala seviyor olmam hariç. o kadar yıl yaşamış olmama rağmen yönümü bulamamış olmam dahil.
belki de tüm bu kandırmacanın içindeki bu kadar çok cümle sadece ve sadece yönümü bulmak içindir.
ama bilemiyorum.
hiç bir şeyden emin olamadığım gibi bunun için de emin değilim. belki bu kararsızlığımı sezdikleri için almadılar beni yıllardır 'kim milyoner olmak ister’e. oysa ve bilseler ki; amacım milyoner olmak değil sadece bir şeyler başarabiliyor olduğumu kanıtlayabilmek. önce kendime. sonra anneme. belki daha sonra bizim mahalleye. bakkal rıza amca’ya mesela. yahut manav rüstem’e. ya da işte berber meto’ya.
meto demişken saçlarımın zamanı geldi de geçiyor. üç hafta geçti. ya da dört. dayanamadım geçen hafta favorileri kendim kestim. fena olmadı hani. ama bu kez de ense ve tepeler sırıtıyor. en son iki bin on dört yazında üç numara yapmıştım. ben beğenmiştim. lakin etrafımdakiler virüslü gibi bir buçuk ay uzak durdular benden. şaka değil gerçek bu. hiç beğenmediler. makinem olmasına rağmen aynı riski şimdi almak istemiyorum.
hoş risk nedir, kime denir, neye benzer? bilim insanları bunu da açıklasınlar. yıllardır bizi paranın ve imanın kimde olduğu belli olmaz diye oyaladılar! şimdi geldiğimiz noktada; para , iman ve covid-19 kimde belli değil. sokaklarda ve iş yerlerinde rus ruleti oynuyoruz adeta. söylemiştik, söylemişlerdi. hayat tuhaf...
çünkü hayat bazen; hiç bir şey yapmamaktır. sadece dinlemektir. bu ölüm sessizliğinde, insan türünden başka canlıların da yaşadığı idrak edip sonsuz tüketme arzusunun boş bir heves olduğunu görüp ders çıkarmaktır belki de.
.
bazen de hayat; akşama kadar zarifoğlu okumaktır. vaya con dios dinlemektir.
bazen ama..
en çok ama hayal kurmaktır hayat.
benim için elbet.
misal tıpkı böylesine güneşli bir balkonda birlikte kahvaltı etmek diyorum bir bahar günü. 
neden olmasın? 
ve dans etmek aynı balkonda.
çünkü biz seninle vaya con dios çalarken oturup konuşmadık hiç. sıradan, basit hikayelerimizi de anlatmadık.
ama ve evet biliyorum.
şartlar denen o vahim şey. bizim en hüzünlü çaresizliğimiz.
.
hangi yazar diyordu bir yazısında; mutluluk için bir çok şartın yerine gelmesi gerek. oysa mutsuzluk öyle mi? tek bir sebep yeter.
şimdi işte mutlu olmak için bir sebep arıyorum. balkonda. güneşin altındayım. şarkı dinliyorum. ikinci sebep. ve çay içiyorum. üçüncü yeter şart. çoğu vakit mutluluğun everest'i benim için.
peki mutlu muyuz?
hayır.
çünkü; sol ayak serçe parmağımı balkonun kenarına çarptım.