1.4.20

eskidendi


bu sabah. niye bilmem, her zamankinin aksine alaturka radyoyla başladım güne. yar saçların lüle lüle’den, menekşe lale hanımeli’ye, durup durup seni sarsam’dan muazzez ersoy’a. radyoyu fotoğrafı görmeden önce mi yoksa fotoğraftan sonra mı açtım tam emin değilim. zaten tuhaf bir sabahtı. yine akıl sır erdiremediğim karışık rüyalar, kaç günün aksine nispeten yoğun akıcı trafik, yağıp yağmamakta kararsız uyuz bir çisentiyle geldim işe. sonra işte telefonuma ne vakit kaydettiğimi unuttuğum o eski fotoğraf. beni yıllar yıllar öncesine atan o siyah beyaz varlık. sanki bu kadar sene hiç yaşanmamış, bunca olay olmamış, annem artık çok nadir gördüğüm o vakur duruşundan bir şey kaybetmemiş, saçlarına ak, yüzüne yılların yorgunluğu ve babamın yokluğunun hüznü hiç düşmemiş, babam hayattaymış, son demlerinde alnından açılan kumral saçları yerinden hiç düşmeyecekmiş, sağ elinin işaret ve orta parmağı arasındaki sigarası hiç sönmemiş, bıyıkları hiç beyazlamamış, biraderim olayın şaşkınlığında patlayan flaşa bakarken, hala o bir dakika yerinde durmayan haşarı çocukmuş, nükhet duru gibi poz vermeye çalışan ablam sanki o kadar çileyi hiç çekmemiş, fotoğraftan taşan yaşama sevinciyle ailemizin pollyana’sı gibi. ve ben mithad selim. esas duruşa yakın bir ciddiyet, gözlerde merak ve sükunet, yüzde çocuksu bir masumiyet, fotoğrafçının bak dediği yere umut dolu bakıyorum. ayağımda topa vurmaktan ucu eskimiş siyah potinlerim, bacağımda -muhtemel gri- kumaş pantolonum, üzerimde açık renk gömleğim ve onun mütemmim cüzü koyu renk bir süveter. o zaman farkında olmadığım bir ‘mutluluğuk fotoğrafı’nın en orta yerinde duruyorum.
.