beş vakit - 18 - kıyılar mutedil açıklar kaba dalgalı

beş vakit - 18

sabah:
yirmi yedi ekim listemdeki kırk şarkı eşliğinde kadıköy’e uçuyorum. gripmiş, kırgınlıkmış, burun akıntısıymış. vız geliyor sevincime. bayram sabahındaki çocuk heyecanıma. oysa daha bu sabah kolumu dahi kıpırdatmak zul gelirken kadıköy’ün ılık hatırası zihnime üşüşüverince kendimi bir anda durakta buldum. şimdi lila renkli bir otobüsün teker üstünden yazıyorum. seni bilmem ama ben kadıköy’ü çok seviyorum doktor. uzak kalınca daha çok anladım bunu. hem aynı şey değil belki ama gurbet hasreti çekenler gibiydim kaç aydır. ve şimdi rahmetli raşit taha’nın unutulmaz ezgisiyle şahlanıp göztepe rampasından iniyoruz. keyfime diyorum, diyecek yok..
..
.
öğle:
güzelliğinin çok farkında. belki bundan, belki başka saiklerden siyah mini eteği, açık yeşil hırkası ve uzun sarı saçlarına aksesuar ettiği yakılmamış uzun marlborosu ile zafer kazanmış komutan gibi girdi piraye cafe’ye. yanında iki de kılıksız adam. tüm dikkatleri üzerine çekmek ister gibi oturur oturmaz şen ve şuh kahkahalar patlattı. sonra iki kadın daha geldi masalarına. cafenin gayrisafi gürültüsü içinde kayboldu sesleri ve görüntüleri. peki ben nasıl düştüm buraya?
aslında amacım ve hedefim farklıydı osmanağa camii girişinde. balıkçılar çarşısı, sahafların sokağından direk moda’ya çıkmaktı niyetim. lakin yılların verdiği alışkanlıkla sakız gülü sokağı’na girmişim. farkettiğimde ise rexx sineması’na çoktan gelmiştim. bozmadım yönümü. ipek yolu’nu takip eden kafile gibi ezberimdeki rotayı takip ettim. kırmızı bir tramvayın peşinden önce bahariye’ye sonra da nazım hikmet’e girdim. sonra işte o sarışın.. yazdırdı bana kendini..
kafanı kaldırdım. gitmişti.. yoksa..
yoksa hiç gelmemiş miydi?
..
.
ikindi:
dışarısı buz gibi. lapa lapa kar yok belki ama hava buz kesiyor işte. lakin minibüs sıcak. ve kaloriferin tam üçündeyim. üstelik cam kenarı. dışarıda koşuşturan cumartesi insanlarını izliyorum gayri ihtiyari. kulağımda dinginlik veren nefis bir melodi. işte tam o esnada açılan kapıdan içeri hücum eden ve yüzümü okşayan serinlik var ya doktor? onu da çok seviyorum...
..
.
akşam:
bugün yakın gözlüklerimden birine gözlük ipi aldım. kampanya varmış. allah'ın üç gramlık, beş liralık ipinde ne kampanyası olacaksa. esnaf zevzekliği işte. neyse...
şimdi işte uzak gözlüğümle tv'de beşiktaş'ımın gollerine bakarken boynumda asılı yakın gözlüğümle de tezer hanım'ı okuyorum. ne vakittir okumamıştım. eski bahçe~eski sevgi kitabından rastgele satırlar okuyorum. eski bir tanıdıkla konuşur gibi oldum. yine en çok gabuzzi hikayesini sevdim.
..
.
yatsı:
ne güzel şarkılar var*
.
..
* tezer özlü
.
le trio joubran - masar