13 Temmuz 2018 Cuma

25. mektup

bugünlerde vaya con dios’a sardım yine. yaklaşık dört gündür varsa yoksa vaya con dios. ve buğulu sesine meftun olduğum dani. saydım, tam sekiz şarkısını kaydetmişim telefonuma. niye daha fazla değil ya da daha az? hiç bir fikrim yok. ama en çok le piregue l’exode dinliyorum. çünkü garip bir duygu uyandırıyor bende. dört mevsimi aynı dakikada yaşamak gibi. sevinç de keder de var bu şarkıda. hüzün ve umut da. yine mutlu anlarımızın, tartışmalarımızın ve özlemlerimizin hepsi bu şarkıda. şimdi işte, telefonumdaki bu sekiz vaya con dios şarkısı dönerken yazıyorum sana.
.
bugün son günüm; bu her şeyini denize borçlu kuzey kasabasında. doyana kadar denizle ve maviyle bütünleşmek için sabahın yedisinde indim kumsala. gün içinde bile sakin olan sahilde haliyle balıklardan ve benden başka kimse yoktu. bir de tabi anılar. birbirinden renkli taşlar sonra. ve taşları ne çok sevdiğin. 
eski günlerdeki gibi taş toplayım istedim sana. fakat yine beceremedim. en göz alıcı, en renkli taşlara aldandım. baktım, şekilsiz, yamuk yumuk taşları seçmişim. beğenmedim. zira en mükemmeli olmalıydı senin için saklayacağım taş. olmadı. sayende öğrendiğim, birhan keskin’in taş parçaları şiiri geldi aklıma. seni üzdüğüm vakitler ‘kafama atıp durduğun’ ama benim anlamadığım taş’lar. ve onlarla olan bağın. irili, ufaklı ve bol kafiyeli. hayat ama en büyük öğretmen. yokluğunda hepsini öğrendim. anladım. kabullendim. ama ve hala yapamadıklarımızı özlüyorum. vaya con dios dinliyorum. seni düşünüyorum. 
seni düşünmek çünkü bir kuşun kanadında dünyayı dolaşmak demek.


hem şairin dediği gibi;

seni düşünmek güzel şey. 
seni düşünmek ümitli şey. 
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey*

ama şaire aldırma sen yine de! 
yeter ki düşüncelerimden çıkma. ben şarkı söylemesem de olur.

.