17.06.2018

haziran 17, 2018

yağmurun pıtırtısı dinlediğim müziğe karışıyor. bir de komşu pencerelerden gelen kızartma kokularına. garip bir haz alıyorum bu durumdan. müziğin sesini biraz daha kısıyorum. fakat bu kez dışarıdan gelen seçim gürültüsü yağmura galebe çalıyor. neyse ki kısa sürüyor bu karışıklık. çakan şimşekle birlikte yağmurun sesine rücu ediyoruz tekrar. bir yandan da yıllardır bitiremediğim doğrusu bitirmek istemediğim tomris uyar günlüğünü okuyorum. bir ara evinin karşısında yapılan site için ; “bu kadar çirkin yapılan bir yapı az görülür.” diye sitemleniyor tomris hanım. iyi ki diyorum şimdinin kabus yapılarını görmemiş. iyi ki! diyorum ama bir taraftan da merak ediyorum. bugünün çarpıklıklarını nasıl tanımlardı bu güzel ve hassas insan. acaba nasıl?
.
çarpıklık demişken şu yazma kolaylığı olmasa hepten terk edeceğim teknolojiyi. ama işte biraz tembelim. galiba benim bahanem de bu. lakin devamlı bir enformasyon akışı. bitmeyen, dinmeyen bir mesaj trafiği. uyurken, yemek yerken, yürürken, işerken, işe giderken, yağmurun sesini dinlerken. fark etmiyor. su gibi akıp bir şekilde, er ya da geç yolunu buluyor. her zaman. her yerde. alttan alta istemesen de mutlaka muhatap oluyorsun. engellediğim numara sayısı rehberimde kayıtlı olanların iki katı olmuştur sanırım. mesajlar var tabi bir de. üyesi olduğum meslek odalarının kutlamadığım ne kadar gün varsa benden önce çifter çifter kutlaması. bir de milletvekili adayımız var. üç ya da dört kez aynı mesaj geldi. oy vereceği varsa da soğuyor insan. kimse uyarmıyor mu bunları? 
bu işler böyle olmaz hamit efendi. vatandaşın cebine değil gönlüne gireceksin evvela. göYnüne..
.
öte yandan kıramadıklarım var tabi bir de.
sabah meslek odalarından hemen sonra ablam aradı mesela. babalar günüymüş. ben halbuki kimsenin ne anneler gününü ne veliler gününü, hiç bir şeyini kutlamıyorum. zorlama, yapay geliyor çünkü garp adetleri. the truman show bile daha gerçekçi nazarımda. hem ben artık “biz”e de inanmıyorum. yalnız geldik. yalnız gideceğiz. nokta.
ama teşekkür ettim yine de. niye zahmet ettin dedim. olsun senede bir kere dedi. ısrar ettim. dedim olsun hem ne kaldı şurda doğum günüyle öğretmenler gününe. hepsini bir arada kutlardın. yok, hepsinin yeri ve günü ayrıymış. anlamı da. diyecek daha fazla söz bulamadım. yoruldum da zaten. hem bulsam, biliyorum ki; o da bulacaktı. pes ettim o yüzden. lafı değiştirdim. yeğenleri, enişteyi sordum. iyilermiş. selamları varmış. ben de selam söyledim. kapı çaldı. telefonu kapatıp kapıya koştum. kimse yok. televizyonu açtım. bir kez daha kapı çaldı. ya çocuklar ya da zihnim benimle dalga geçiyordu. bir kez daha çaldı. açmadım. kulaklığımı takıp tomris hanım’a kaldığım yerden devam ettim. canım patates kızartması çekti..
.