2.06.2018

fransızca şarkıları çok seviyorum

iyi ki dedim çocukluk ve gençlik yıllarımda teknoloji bugünkü seviyesinde değildi. misal şu selfie çılgınlığı, insanların kendini, yediğini, içtiğini ve dahi giydiğini, gezdiğini, çocuğun çükünü, köpeğinin kakasını birilerine, birbirimize beğendirme çabası diyorum ne kadar zavallıca. bu kadar mı acz içindeyiz? evet nah bu kadar!
peki ne zaman ve niye dedim ki durduk yerde? alafranga tuvaletin tepesinde tünemiş instagramdaki fotoğrafları aşağıdan yukarıya kaydırırken. o kadar yapay, o kadar sahte geldi ki her şey. sanki elektrik çarpmışçasına fırlattım telefonu elimden. yok hayır kırılmadı. üzerindeki koruyucu cam çatladı sadece. ama ar damarımız çatlamış telefon camı çok mu canım viktor? çok mu?
demem o ki; insanlar işte bir acayip olmuş. ayakta yüz yirmi iki yalanı hem nefes almadan söylüyorlar. söz verip tutmamak vaka-ı adiyeden olmuş. özür dilemedikleri gibi utanıp sıkılmıyorlar da. oysa bize böyle öğretmemişlerdi. söz; namustu. kutsaldı. sevgiydi. emekti. türkan şoray’dı. kadir inanır’dı. masumiyetti. annenin kızarmış ekmeğin üzerine sürdüğü yağ ve reçeldi. ama ve asla kaypaklık değildi. 
biliyorum kimseyi düzeltemeyeceğim. kendim dahil. afrika hariç. (cemal süreya ne güzel adam!)
lakin boğuluyorum viktor. nefes almak güçleşiyor böyle vakitlerde. uzaklaşmak istiyorum. atalarımın topraklarına. 
ama...
ama işte...
.
anılarda bir yere kadar taşıyor insanı. sonra filmler. biraz da şiirler.. ondan sonrası yine aynı tufan.
.
dün geceydi. uykum yoktu. yapacak daha iyi bir işim de. oturdum eski yazılarımı okudum. etrafında kısır döndüğüm hayat çizgimi bir kez daha belledim. 
radyoyu açtım. en sevdiğim fransız şarkılarından biri çıktı. bu bir işaret olabilir miydi? sanmıyorum. ama fransızca şarkıları çok seviyorum.
.