22.07.2018

devrik cümle günlükleri - 7

anadolu bozkırına kondurulmuş küçük bir kasabada olduğu gibi yavaş ve sıkıntılı geçen bir pazar günü daha. üstelik rutubet had safhada. hareket ve imkan kabiliyetimiz serin ve rüzgarlı bir deniz kenarına intikal etmekten ziyade azıcık esen evin balkonuna çıkmaya yetiyor ancak. sokakta hareket eden değil bir insan, canlı türü yok. hakeza caddeden gelen sesin azlığından araç sahipleri de hareketsizliği seçmiş görünüyor bu bunaltıcı istanbul pazarında.
eskiden kalma alışkanlıkla dirseğimdeki kabuk bağlamış yarayı didikliyorum. yine eski bir alışkanlıkla belki birazdan göksel dinlerim. hiç bir şey düşünmeden. dert etmeden. ileri-geri yapmadan. 
ezcümle; an'da yani balkonda kalmak nihai hedefim. 



az evvel balkon masamdan dokuz kat gofretimi çalan karga rafi’ de geldi ve pervasızca tepeme kondu. 
"naptın lan gofretimi şerrefsiz" dedim. herif hiç oralı olmadı. şu kibire, afraya tafraya bakar mısınız? 
sanırsın almanya şansölyesi pezevenk. 
ama ve tüm dünya biliyor ki; kargasın sen karga kal. işçi olan benim!
.
oysa vakit çabuk geçiyor. yaş ilerliyor. yıllar zaten su misali. bunu takvim yapraklarından ziyade etraftaki gürültüye, kalabalığa, karmaşaya karşı her geçen gün azalan tahammül eşiğimden anlıyorum. komşu pencerelerden yahut babalarının elinden tuttuğu halde çığlığı,  yagarayı kopran veletler hiç çekilmiyor. uzmanlarındinlemeliyim. üç beyazı, çocuk sesini ve kalabalığı çıkartmalıyım hayatımdan. ya da bu hayattan çıkma hakkımı kullanmalıyım. (bkz.sophie’s choice)
.
öte yandan instagrama dadandım bugünlerde. hani şu pıt pıt patlattığınız beyaz eşya koruması ambalaj naylonları gibi tık tık resim beğeniyorum. her gün onlarca. bazı yüzlerce. hiç tanımadığım, görmediğim insanların hangi duygularla çektiğini bilmediğim fotoğraflarını beğeniyorum. galiba bu biraz iyi geliyor. bir de yalan da olsa esen rüzgar. müzik zaten her zaman..
.