10 Mayıs 2018 Perşembe

sarı mavi çiçeğim

ikinci çayım geldiğinde oğuz atay’ın tehlikeli oyunları geldi aklıma. “bana çay pişir. bırakalım her şey kendi kendine düzene girsin.” dediği hani. ama işte hiç bir şey kendiliğinden düzene girmiyor canım viktor. 
hayat, hiç bir vakit ikinci şansı vermiyor sana. tıpkı çok sevdiğin çayın ikincisini istediğinde getirilenin ilk çayın lezzetinin yanına bile yaklaşamadığı gibi. bana sorarsan bu hayatın bir kıvam sorunu var. ya da ve belki de benim ağzımın tadı yok! bilemiyorum.
.
bildiğim; bu sabah şaşkın bakışlarım altında şirkette klimalar yeniden ısıtma konumuna alındı. dolar, tl karşısındaki hızlı tırmanışını artarak sürdürdü. mevsimler değişti. kuşlar eskisi gibi uçmaz oldu. dünya üç tane manyağın elinde oyuncak oldu. beşiktaşım şampiyonluk yarışından koptu. üstüne bir de dinmeyen yaşamak ağrısı.
.
belki biraz müzik iyi gelirdi. bir de güneş açsaydı. varoş cafe’nin tatsız kahvesini içip güneşin altında amaçsızca oturmayı özledim. aslında çok şeyi özledim. ama şimdi oturup hepsini anlatacak değilim. mahremiyet denen bir şey var sonuçta. hem zaten güneş açacak gibi değildi. biraz leonard cohen, biraz vaya con dios açtım. bir kaç saniyeliğine de olsa dünyadan uzaklaşabilmek için. 
oysa sabah işe gelirken nerden tebelleş olduğunu bilmediğim bir türkü akıp durmuştu beyin kıvrımlarımda. 
dur bakayım nasıldı? 
‘sarı mavi çiçeğim sen doldur ben içeyim
sana basma yakışmaz mor kadifeden biçeyim’
gibi bir şeydi. 
bak işte! yine dilime dolandı.
evet. 
hayat tuhaf. ama güzel de.

varsa bir çay daha alırım şimdi!
.