13 Mayıs 2018 Pazar

devrik cümle günlükleri - 2

tek işi, tek derdi yazmak olanlara acayip gıpta ediyorum. yok hayır, düpe düz kıskanıyorum onları. bilakis bizim zamanımızdan olmayanları. cümlelerini. dertlerini. yazış ve yaşayış şekillerini. yaşadıkları zamanı sonra. zarifoğlu’nu. sait faik’i. tezer hanımı mesela.
hem o zamanlar diyorum. yalnızlıklar bu kadar çoğalmamıştır. ve bizimkisi gibi her gün değişen suni dertler yerine gerçek sıkıntıları mevcuttur. hayatları gibi dertleri de sahiciydi. tıpkı kelimeleri gibi.
.
“allaha ısmarladık” dedim. 
“işin gücün rast gitsin oğlum. yine gel” dedi. 
anneler günün kutlu olsun demedim. 
hayır! kapitalizmin dayatması olduğu için değil. bizde adet olmadığı için demedim. onun yerine döndüm sarıldım. 
çok küçükken babamın aldığı hediyeleri alıp vermiştik bir kaç kere. onları da beğenmemişti hem. babamın aldığını bilse beğenirdi ya neyse. sonra zaten babam öldü. böyle günlerin de bizim için anlamı olmadı hiç bir vakit. 
.
ne vakit sıkışsam. sıkılsam. umudumu yitirsem kelimelerin koynuna sokuluyorum. zira ve yalnız burada nefes alabiliyorum. ancak yazdıkça açılıyor çünkü ruhumun tek kanatlı, bu küçücük  pencereleri. bir de zarifoğlu’nu okuyorum sık sık. üç beş satır da olsa. sonra güneşe çıkıyorum. şekersiz kahvemi ve çikolatamı da yanıma alıp. biliyorum, bu da bir ecnebi adeti ama seviyorum. nihayet, uzaklara bakıp basit hayatımın sıradan düşüncelerine dalıyorum.
.
hafıza garip ve canlı bir şey ama. geçenlerde şu eski, sarı telefon kulübelerinden gördüm. galiba instagramdaydı. görür görmez de bir numara canlandı gözümde. yıllar, yıllar öncesinden. nerden baksan çeyrek yüzyılı var. hatta daha fazlası. 21-44-55.  hepi topu üç ya da beş kez kullanmışımdır bu numarayı. pazar sokağındaydı. yaklaşık bir km yürümek gerekiyordu. acil bir şey olduğunda kulübenin karşısındaki bakkaldan jeton alır konuşurduk. o zamanlar tabi istanbul 0216 ve 0212 diye ikiye ayrılmamıştı. ve şimdi özlemini duyduğumuz pek çok şey de yerinde duruyordu.
21.44.55. 
hayat tuhaf, telefon kulübeleri falan..
.