14.03.2018

ben size gelirsem

havadan sudan konuşuruz.

bu sene istanbul’da hiç kar yapmadığından ama yağmurun iyi yağdığından bahsederiz. oscar’a aday gösterilmeyen fakat üç oskarlık filmlerden konuşuruz. yeni keşfettiğimiz dizileri ve elbet şarkıları da anlatırız. la casa de papel ve my life is going on mesela. sonra son okuduğumuz kitapları falan konuşuruz. çok konuşuruz. ama ve asla boş konuşmayız.



ben size gelirsem.


sen çay demlemek istersin. uzak yoldan gelmişimdir çünkü. ve adettendir. yanına da mutlak bir şeyler koymak istersin. kurabiye falan hani. malum o da adettir. lakin çayı yapmak için çok acayip ısrar ederim. çünkü ve ayıptır söylemesi ben şahane çay demlerim. hem seni de fazla yormak istemem. ama ve lakin kurabiye yapamam. bunun için sana zahmet veririm. 
sen ise yüce gönüllülükle;
 “ne zahmeti canım, taaa nerelerden gelmişsin lafı mı olur,” dersin.
bu tatlı dile ve kurabiye emeğine karşın ben de sofrayı hazırlamana yardım ederim. bunlar olmasaydı da yardım ederdim. çünkü ben kendim özünde ortalama bir yardımseverim.

neden sonra çayın dem kokusu ile kurabiyelerin buğusu bizi sahte bir cennete götürür. o da muazzez abacı’ya. 
‘sensiz cehennem bile...’ yok ama bu kadarı da töbe töbe. 
lafı hemen çevirir sana getiririm.

ben size gelirsem.

hep ben konuştum biraz da sen anlat. yokluğumda çok kitap okudun mu derim. bak mustafa ile emina da ayrılıyormuş! kim ihtimal verirdi ki oysa? diye dertlenirim.
o an işte, derin bir sessizlik hakim olur odaya. 
hayır mustafa sandal’dan mütevellit değil. kendi hakkında konuşmak hep huzursuz eder ya seni. yine öyle olur. ama iyi çay demlediğim gibi iyi de ısrar ederim. dayanamaz önce hafif bir tebessüm eder sonra anlatırsın. tane tane. usul usul yağan yağmur gibi. kelimelerini ve cümlelerini seçerek. 
ben seni dinlerim ama hiperaktifliğim rahat durmaz. dikkatin dağılır. sıkıldığımı sanırsın. oysa kafamın içinde tepişen filleri zapt etmeye çalışıyorumdur o sıra. yanlış anlarsın. bir çay daha koyayım dersin. kül tablalarını boşaltırsın. konuyu kapatırsın.

ben size gelirsem.


bir gün, sabah vakti kapıyı çalarım

turgut uyar'dan bile evvel
ki sisler kalkmamıştır daha haliç'ten*
ezberlerimizi bozmakla başlarız belki de söze
önce sen kurtulursun yüklerinden. sonra ben.
1699 karlofça'dan bugüne.
kahvaltıyı güneş vuran ön balkonda yapmak için ısrar ederim bu mart ayazında.
çay mevzunu zaten söylemiştim. itiraz istemem. mutlaka ben demlerim.


bir gün diyorum size gelirsem.

avuç içi kadar mutluluğumu da alır gelirim.

çünkü ve zira 
mutluluklar paylaşıldıkça...
.

* bir gün sabah sabah - turgut uyar

.
.
cecilia krull - my life is going on


not:  işbu yazının esbab-ı mucizesi : bize gelsene