11.03.2018

20. mektup

saat beşi biraz geçiyor. balkonda, hem ruhumu hem bedenimi ilk bahar güneşine teslim etmiş, sere serpe oturuyorum. kulağımda manuş baba şarkıları çalıyor. gözlerim kapalı. kalbim çok uzaklarda. şimdi. karanfil kokuyor cigaram..
.
bahariye’deki sanatçılar sokağı’nı hatırlıyorum. hiç bitmesini istemediğim uzun yürüyüşümüzü. incik boncuk satan esnafı. yaşlı gül satıcısını. mevsimini şaşırmış bir kuzey rüzgarının esrikliğini ve saçlarını dağıtışını sonra. saçlarının hem yüzüne dökülmesini hem de sağ elinin işaret parmağınla onları düzeltmeni sevdiğimi de anımsıyorum. 
sonrası hep flu. kaç mevsim. kaç resim. ve kaç mektup geçti aradan.
bazı sabahlar yanıma geliyorsun? rüyalarıma yani. 
hayır göremiyorum. ama çok iyi biliyorum ki sensin. 
ama hâlâ niye?
bazen de kulaklarım çınlıyor. sen sanıyorum.
sen misin?
.
olmayacağını bildiği hayali niye kurar ki insan?
dahası bu hayali görmek için niye çabalar? 
ne vakit gözlerimi kapatsam daha önce hiç görmediğim, gitmediğim ama kendimi çok yakın ve oraya ait hissettiğim yarlarda buluyorum kendimi. aşağıya bakıyorum mavi. yukarı bakıyorum mavi. arkada eşsiz bir yeşil. uzakta bir tepede, güneyli rüzgarlar üstünde, beyazlar içinde ve lacivert saçları denizi işaret eden bir kadın. sen.
sahi sen misin?
.
biz seninle güneşli bir kış günü deniz kenarına oturup konuşmadık hiç. hani olur da bir gün karşılaşırsak denize sıfır oturalım.
konuşmasak da olur. kalplerimiz üşümesin yeter. 
.
aklımda bir şey daha var. 
bebek’te dar, arnavut kaldırımlı uzun sokaklar.
sonra gülüşün. yürüyüşün.
ama ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç*
.
şimdi burada olsaydın. ya da sahilde otursaydık. cansever’in en sevdiğim şiirini okusaydım sana. yahut az önce dediğim gibi konuşmasaydık hiç. sadece denizi ve kuşları izleseydik. onlarca sevgi sözcüğünden daha anlamlı olurdu. lakin yoksun. ama ve yine de güzel şey seni hayal etmek!
.
*yaş değiştirme törenine yetişen öyle bir şiir - edip cansever
.