22.01.2018

close your eyes

..... sabah -10:02
çok uzaklarda bir inşaatın tepesinde mavi bir ışık yanıp sönüyor. kaynak yapıyorlar, belli. az ilerimde, serseri kuşlar, haylaz çocuklar gibi oradan oraya uçuyorlar. gökyüzünde bulutlar, ağır yük gemileri gibi yavaş yavaş ilerliyorlar. oysa daha yirmi dakika öncesinde, göz gözü görmüyordu. mahalleyi, bembeyaz bir boşluk esir almıştı. tek tük geçen araçların homurtusu ve havlayan köpekler dışında hayat belirtisi yoktu. şimdi işte; çok uzaklarda mavi bir umut ışığı yanıp sönüyor. kuşlar, kuzeyli rüzgârlarla raks ediyorlar. bulutlar, özgürlüğü içlerine sindirircesine yavaş hareket ediyorlar. radyodaki spiker, hafif müzik eşliğinde 'kloz yor ays,' diyor. close your eyes. 
.
12:43- öğlen:....
sıcak üfleyen klimayı kapattım. radyo voyage’ı açtım.   cam kenarında başımı duvara yaslayıp ayaklarımı sandalyeye uzattım. pencereye sinek gibi yapışmış, öylece hareketsiz duran küçük damlaların aksine hızlıca kayıp giden büyük yağmur damlalarını izlemeye koyuldum. incir reçeli filmi aklıma geldi. yağmur damlalarıyla ilgili bir repliği vardı. fakat bir türlü anımsayamadım. üşüdüğümü hissedip klimayı yeniden açtım. gerisin geri koltuğuma gelip ayaklarımı uzattım. neden sonra uzunca boylu bir kadın geldi yanıma. gülen ela gözleri ve omuzlarının hemen üstündeki kısa, kızılımsı düz saçlarıyla. siması tanıdık gelse de şirkette daha önce hiç rastlamamıştım. sol elinin iki parmağı ile yüzünü örten saçlarını düzeltirken, yarı kapalı vaziyetteki sağ avucunu bana doğru uzattı. sağ avucumu uzattım. tam elindekini bana vermek üzereyken, hastalıklı, cızırtılı bir ses duydum.
- hurdacıııı.
gözlerimi araladım. saatime baktım. mesai başlayalı dört dakika olmuştu. gizemli kadını düşündüm. acaba avcunda ne vardı? ve ben o’nu daha önce nerede görmüştüm?
.
....akşam, 18:22
silecekler, karla karışan yağmura yetişmeye çalışıyor. iş dönüşü dolmuşunda. üşüyen üç beş kişiyiz. bu akşam işler kesat. şoför, çık çık bozuk paraları sayıyor. 25 likleri ayrı bölüme, ellikuruşları ayrı bölüme, bir liraları bambaşka bölüme koyuyor. görüyorum. yanındayım çünkü. ama sinirli çok. sağda, yolcu alırken arkadan sürekli kornaya basan şoföre “ne var lan,” diye bağırdı. arkadaki bir daha kornaya basmadı. bizimki, vitesi hışımla ileri attı. “adamın başını belaya sokar bunlar’” dedi. peşinden radyoyu açtı. ‘bülbülüm altın kafeste. öter aheste aheste’ yi söylüyordu yumuşak sesli bir hanım solist. türkünün ağırlığı tüm benliğimi sardı. içersi şimdi daha sıcaktı. ve göz kapaklarıma karşı koynak istemiyordum. zira herkes gibi ben de çok yorgundum. herkes gibi gitmek istiyordum..
..