14.12.2017

sabah

hani olur ya bazen. durduk yere, aniden, spontane ve bazen en olmadık yerde histerisi tutar insanın. mesela kahve. mesala çikolata. mesela .... (mesela fill in the blanks canım okuyucu her şeyi bloggerdan bekleme) 
.
işe geç kalmışım. otobüs saatinde gelmemiş. dolmuşlar dolmuş. yağmur yok, ama taksi de yok. küfür, kıyamet iki durak yürüdüm. neyse bir araç buldum. bacaklarını W şeklinde açmış, oturmak için kalan tek yere iki kişilik oturmuş üniversite öğrencisini azarla karışık ikaz ettim. oplandı. oturdum. şoföre parayı uzattım. şoför bir gözü yolda, vitesten boşalan sağ eli arkada para üstünü uzattı. camdan baka baka geliyorum. yolun kenarındaki parkta, egzos enflasyonu içinde kimi tempolu yürüyen, kimi koşan insanları gördüm. semt pazarcılarının, telaşlı hallerini sonra. karanlıkta daha bir canlanan kırmızı stop lambalarını ve yeşil trafik ışıklarını da hatırlıyorum. etraf alacakaranlık kuşağı. insanlar uyku mahmuru. ben dahil. japonya hariç. şoför sigara içemediği için huzursuz. radyosundaki iç ve dış gündem kursağına kadar yoğun. benim canım acayip müzik istiyor. ama nasıl? fakat kim? öyle herhangi bir melodi veya sıradan bir kişi kesmezdi. 
sonra işte; elektrik tellerinde sıra sıra dizilmiş minik kuşları gördüm. 
evrekaydı. 
belki çağrışım dalında en kötü oskardı. 
ama ve lakin her daim kalbimin birincisiydi. 
o bir dani. o bir klein.
buzlu su içmiş sesine ve canına yandığım. 
tabi ki vaya con dios istiyordum. 
öyle böyle değil, hem çok istiyordum. 
telefonumdaki tüm vaya con diosları dinledim. 
kesmedi. 
kotadan yeme pahasına youtube’dan da dinledim. 
yetmedi. 
işe geldim, çaydan kahvaltıdan önce yine vaya dios. yine dani. 
şimdi yazarken; hâlâ ve ısrarla; vaya con diiiioooss.
.
.