13.10.2017

bu derde düşmeden önce


şu köşede salınan incir ağacı olmalı. kocaman yaprakları. güneşin alnında kıpır kıpırlar. sanırsın raks ediyorlar. öyle hareketli. öyle tangovari? işi, gücü bıraktım. elimdeki çay bardağını da. hatta bir haftadır gelmeyen kuşları beklemeyi bile bıraktım. bu neşeli ağacı izliyorum yedi sekiz dakikadır. belki de on beş dakidadır. bilemiyorum. sadece anlam arıyorum. bulamıyorum. oysa ruhumuzu yoran sebepsiz sıkıntıları bildik her vakit. ahbap olduk. hatta ve keza ‘hayırdır inşallah’ deyip defetmeyi de öğrendik. ama ve lakin sebepsiz sevinçleri kimse öğretmedi bize. belki de sırf bu yüzden. sabahtan beri bayram yeri gibi şenlenen içimi tarif  etmekte zorlanıyorum. köşedeki incir ağacının yaprakları gibi kıpır kıpır. apaydınlık. sanki yüksek dağları, düz ovaları ve engin denizleri aşarak gelen biri var. bir yol’cu. yahut aynı yol’dan ben gidecekmişim gibi. bir bilinmeze, gizli kalmış bir güzelliğe. içimdeki ve dışımdaki tüm zincirleri kırarak hem de. öyle bir coşku. öyle bir heyecan. anlatamıyorum. sadece orhan veli’ye inanmak istiyorum. ‘öyle bir yer’ olduğuna. 
o’na yaklaştığıma!
.