30 Ekim 2017 Pazartesi

16. mektup

nasıl anlatsam?
öyle zor ki tarifi.
hani mücadele edersin ya kendinle bazen. ama basit bir ikili mücadele değil bu. kora kor, dişe diş. hatta ölümüne bir mücadele.
bir sinir harbi. sonuçta kazananın olmayacağı bir savaş yani.
bir yanın tıpkı bir çağlayan gibi dur durak bilmeksizin akıp gitmek ister ya hani. içinde ne var ne yok söküp atmak ister de diğer yanın buna set olur. keban barajı olur. yahut ağrı dağı olur, dikilir karşına. geçit vermez. vermemeye çalışır.
ama su bu. durmaz. yolunu bulur akar gider ya.
işte öyle bir şey.. 
ya da başka bir şey.
..
yok anlatamıyorum. sesimi duyuramıyorum. 
içimdeki özlemi, ateşi, pişmanlığı, çaresizliği, suskunluğu, kırgınlığı ve kızgınlığı hangi şiir, hangi şarkı yahut hangi yol’culuk dindirir? 
bilemiyorum.
bilseydim. buraya (sana) gelmezdim. 
ama böyle vakitler sadık gelir aklıma hep. ve o meşhum cümlesi peşinden. 
bu şarkılar bir şeylerimizi çalıyor.*”
sahiden.
iki gündür. içim ve dışım; farjad, makis ve le trio jourban. 
bu şarkılar bana dokunuyor. en iyisinden fena yapıyor!  hem nasıl.
ve bilhassa bir tanesi.

diyorum ki..
bana jourban sevdiren kadın şimdi nerdesin? 
bazen kulaklarım çınlıyor. sen sanıyorum. 
sen misin?

aklımda bir an var. bir binanın yola bakan ikinci katı. duruşun mağrur.
ve gülüşün öyle sıcak. öyle insancıl. öyle sevgi dolu. 
sonra şair arşi’de söylediğimiz şarkılar.
şimdi pencereme konan kuşun kanadında arıyorum o güzel günleri. 

burada günler sensiz çok yavaş geçiyor. hayat ise çok hızlı.
sahi sen nasılsın?
sormak istediğim ne çok şey var oysa.
anlatmak istediğim.
ama soramam ki?
ben de bu ben varken anlatamam ki.
nasıl anlatsam?
.
.

* sadık yalsızuçanlar - garip
.
le trio joubran - masar
.