10 Temmuz 2017 Pazartesi

mazruf

o şarkı çalmaya başlayınca gönül yaylarım şöyle bir gevşiyor. maziden. sıradaki anım gözümün önüne geliyor. sonra şarkıyı ilk kez duyuyormuş gibi heyecanlanıyorum. yetmiyor. anneme dinletiyorum. oysa annem eski toprak. çok eski. can etili. bedia akartürk seviyor. "oğlum bana türkü aç. türkü yok mu" diyor. annem benim. bir tanem. bunu kimse anlamıyor. eşim. dostum. kardeşlerim dahil. afrika hariç!
açarım tabi diyorum. ama önce şunu bir dinle. sanki dünyada ondan başka şarkı bestelenmemiş ve asla bestelenmeyecek gibi. o şarkı işte. anne kokusu gibi. dünyanın tek ve nadide güzelliği. benim için diyorum lale devri..

sibel can söylüyor. hem çok iyi söylüyor. geçmiş gün söylemiştim. yine söylüyorum. sibel can çok güzel söylüyor.

bu şarkıda neyi sevdiğimi bulmaya çalışıyorum. sonra yoruluyorum. bırakıyorum. 
babamı özlüyorum. 
eski günleri sonra. 
seni zaten hep...

hüznümü dağıtmak için anneme sardırıyorum. 

"valide sultan bir çay koysan da içsek eski günlerdeki gibi diyorum." arka fonda lale devri yirmibeşinci tekrarı yaparken. 

gözleri dalıyor. 
gözleri doluyor.
gözleri ıslanıyor.

mahallemizin çocukları artık aşka inanmıyor. oysa hepsi evli ve en az iki çocuklu. ikisini bu sabah zor tanıdım. mithad abi dediler. elime sarıldılar. daha dün sümüklerini yiyorlardı! şimdi hepsi afili delikanlı. keza dünkü mesire ve piknik yerleri şimdi rant ve betonarme tarlası. 

dünya değişiyor.
dünya ısınıyor.
dünya batıyor.

ama ömür geçiyor. çabuk geçiyor. bir de işte hep beklemekle geçiyor.
şimdi misal bu 40 derece temmuzunda kuzeyli rüzgarları bekliyorum.
ama hep seni. daima seni. 
diyorum ki ;
gel vicdansız. gel insafsız!
.