9 Mayıs 2017 Salı

11.mektup

beni sabahın köründe uyandıran kuşlara kızmıyorum artık. çünkü onlardan önce uyanıyorum bir haftadır. bu sabah da öyle oldu. uyandığımda misal, saat beşi yedi geçiyordu. tekrar uyuyamayacağımı biliyordum. soluma baktım. güneş çoktan doğmuştu. sağıma baktım. akşamki okumamdan kalan niçe ağlıyordu.* şimdi sırası değil niçe dedim. şimdi sırası değil. televizyonda bir müzik kanalı açtım. sıla çıktı. sonra biraz seni düşündüm. peki tamam itiraf ediyorum. yaklaşık bir saat kadar seni düşündüm. çünkü biz doğru kişilerdik leyla. ama yanlış zamanda karşılaşmıştık. bunu ikimizde biliyorduk. ama sanırım kader bilmiyordu!
eski, güzel anlarımızı. hiç bir ayrıntıyı atlamamaya çalışarak tekrar ve tekrar düşündüm. o an işte, bir zaman makinası icat etmeyi çok istedim. lakin o kadar mühendislik bilgim yoktu. yapacak daha iyi bir işim de yoktu. bende bıraktığın hatıraların izlerini zihnimde tek tek ve yeniden parlattım bir süre daha.
.
saat yediye doğru bir karar vermem gerekti. işe gitmedim. özgürlük parkına gittim. patrona ne yalan uyduracağımı düşünmeden. daha önce üzerimde hiç görmediğin gök mavi italya formamı giyip özgürlük parkı'na doğru yola çıktım.  seneler evvel, bir temmuz akşamı neredeyse üç saat nefes almadan konuştuğumuz bankın olduğu kapıdan girdim parka. fatih'in istanbul'a girdiği gibi gururlu ama bir o kadar hüzünlü.


bankı görür görmez anlatmaya başladım. parkın demirbaşı ağaçlara, günlük rızkının peşinde koşan kedilere, kargalara, havadaki buluta, zayıf esen rüzgara ve sabah güneşinden pay almak için yarışan yapraklara. 
ben dedim burada, yıllar önce bir kadını sevdim. o da beni sevdi. hem ne sevmek....

hatırlıyor musun o kış bana söylediklerini? ben unutmadım hiç..

"ben sizi zemheri soğuklarda da sevdim bayım unuttunuz mu? karın, tipinin ortasında, burnunuzun ucuna kadar sarındığınız kaşkolunuzun kenarından gözüken iki güzel gözünüzün hatırına sevdim." 
. 
nasıl unuturum?
.
babanı ilk kez o gün anlatmıştın bana. sigaraya nasıl başladığını sonra. ahmed arif'in leyla erbil'e yazdığı mektuplardan birini yine ilk orada okumuştum sana. devamında oruç tutmadığın halde benimle bir saat iftarı beklemeni, yan masada apartmanlarını kentsel dönüşüme feda edecek olan sakinlerin muhabbetine kulak misafiri olup haklarında hikayeler uydurmanı hatırlıyorum şimdi. 
bana bakışını sonra.
bana bakışını.
aşıkça.
o gün oturduğumuz bankın yerini değiştirmişler şimdi. beş metre geriye almışlar. ama yaşadığımız güzellikler değişmedi. hep aynı yerde duruyor. kalbimde. ilk buluşmamız, ilk yemeğimiz, ilk öpüşmemiz.
bana bakışın sonra.
bana bakışın.
aşıkça.
.

yine uzun süren bir ayrılığın vuslatında bir gün de şöyle demiştin; 
"hepsi gidecek , sadece bir tek an , bir tek hissediş kalacak deseler, sanatçılar sokağındaki aheste yürüyüşümüzü seçerdim. o yolda aheste aheste yürürken, bir an duraklayıp onlarca ıvır zıvırın olduğu bir tezgahtaki cam bir bibloya uzattın elini. sağ elinin işaret parmağının ucuyla dokundun. belleğim parmak ucunla cama dokunuşunun fotoğrafını çekti. "
ama benim zihnimde yer eden görüntüyü sormamıştın hiç. neden bilmem? ben de söylememiştim.
sayfalara sığmayacak kadar sayısız anı var elbet zihnimde. ama işte oyun senin! bir tane seçmemiz gerekiyor.
sadece bir an.
tek bir hissediş....

hani sondan bir önceki buluşmamızda beni beklerken, öyle uzaktan ve ellerin belinde, başın sağa 45 derece eğik  "çok özledim" der gibi bakmıştın ya. 
işte o an'ı seçtim.
ve seni öyle özledim. 
çok özledim.
lakin bunca vakit sonra seni görmek için bir bahanem yok. bahane icat edesim de.
sadece özledim.
hepsi bu.
.
* nietzsche ağladığında - irvin d. yalom
.
sıla - köşe yastığı