2 Nisan 2017 Pazar

bi'kaç cümle yazmak istedim bugün

pazar günleri hayatın çizgilerini yeniden çiziyormuş gibi hissediyorum bazen.
sevdiğim filmleri yeniden izliyor, kitapları tekrar okuyorum. aslında hep aynı şeyleri görmeme ve okumama rağmen her defasında daha önce fark etmediğim yeni bir şeyi de fark ediyorum. keşke hayat da filmlerdeki ve kitaplardaki kadar kolay, sade ve yalın olsa diyorum işte o zaman. 
esnek olsa bir de onlar gibi. ya da ve mesela geriye sarma imkanımız olsaydı bir film şeridi ya da zaman makinesi gibi. böylece daha önce altını çizdiğimiz yerleri daha dikkatli geçip keşke demek zorunda kalmasaydık. keşke!

bazen de tek derdi hissedilir derecede ısınan havalarda apartman bahçesine inip lak lak etmek olan ablaları kıskanıyorum.
yemin ediyorum.
bak yemin verdim.
misal az önce yine bir apartmandan apartmana muhabbetine kulak misafiri oldum. 

-medihanım bahar geldi artık
-evet bu sefer gerçekten geldi sanki
-bahçeye ne zaman çıkıyoruz
-böyle devam ederse yarın çıkarız bedianım.
........

benim derdime bak ablaların derdine bak.
reva mı?

herkesi yorgan-döşek yapan bahar gribi tam beni teğet geçti derken. iki gündür zaten tatsız olan hayat iyice çekilmez oldu. en çok şu iki günlük muazzam güneşi kaçırdığıma yanıyorum. yoksa...

daha üç gün öncesi iş çıkışı yapışkan istanbul trafiğinde ağır ağır akarken "eski takvime göre bitmedi daha mart" diyordu dolmuştaki bir teyze. karşısındaki de o'nu onayladı. "doğru daha on beş gün var tam ısınması için" dedi ve ekledi "kırlangıç fırtınası var daha
eski insanlar başka oluyordu. takdirden öte gıpta ettim. sonra mevzu birden değişti.  "bir gün de safiye'lere gidelim" dedi eski takvimci teyze. "gidelim kız" dedi beriki heyecanla. ocaktaki yemek, akşam işten eve gelecek eş, okuldan dönecek çocuk, referandum, enflasyon, dünya barışı, 4.sanayi devrimi hak getire.
ama bu sadeliğe, bu günübirlikçiliğe bayılıyorum.
böyle havadan sudan konuşacağımız basit şeyleri özlüyorum. basit yaşamayı. ekonomiyi, borsayı, geleceği, 3.dünya savaşını, pazartesi trafiğini, salı ankara'dan gelecek heyeti, perşembe günkü kritik toplantıyı, ozon tabakasını falan düşünmeden bu teyzeler gibi günlük hatta anlık yaşamak diyorum. ne güzel şey?
.
hastayım ya? sabah erken kalktım. kış çayını ayrı, ıhlamuru ayrı demledim. sırf latince telaffuzlarını sevdiğim için bir kaç ilaç prospektüsü okudum. türk sanat musikisinin en seçkin eserlerinin icra edildiği bir radyo kanalını dinledim uzunca bir süre. sıkıldım sonra. sadece göksel dinledim. çünkü.

bir tek göksel. bir tek o'nun sesi. iyi geliyor. sakinleştiriyor. 
ah bir de gündüz vakti uyuyabilsem. iyi olacak. senelerdir çünkü türk hekimlerinden öğrendiğim şey; grip illeti bol sıvı ve bol istirahatle geçer. ama işte bir uyuyabilsem. söylemiştim; kuşları ve gündüz uyuyabilen insanları çok kıskanıyorum. bir de bahar güneşinde apartman geyiği yapan ablaları..
.