14 Mart 2017 Salı

muhabbetname

sevgili sevgilim;
sen bu mektubu okuduğunda ben çok uzaklarda olmayacağım. muhtemelen uzun uğraşlar sonucu bulduğum bir ispanyol filmini seyrediyor olacağım. veya en son tartışmamızda kafama fırlattığın küllüğün açtığı yaranın kabuğunu yolmakla meşgul olacağım. her halûkarda aradığın yöne doğru tüm hatlar dolu olacak. ama ve oysa ki barcelona'da en kötü roma'da olabilmeydim sen bu satırları okurken. üstelik sangriamı içerken, seni düşünürken ve her şeye rağmen gelebilme ihtimalini severken. ama işte korkağın tekiyim ben. galiba biraz da tembel. peki. çok ama çok ehli keyf, aylakkere aylak bir adamım. kabul. nihayetinde kendine dahi firar edemeyenlerdenim işte. trafikten, kalabalıktan, öğretilmiş şartlanmalardan, insanlardan dahası kendimden yorulmuş, yenilmiş olmama rağmen. kaçamayanlardanım işte. tek yapabildiğim, en iyi bildiğim şey yazmak. şu an yaptığım gibi. tüm saçmalıklardan, gereksiz yorgunluklardan ancak yazarak kurtulabiliyorum. bazen de kurtulduğumu sanarak iyice boka batıyorum. bilmiyorum. 

ama sen biliyorsun, bilmemek ayıp değil sevgilim! hem yokluğunda çok olmasa da her zamankinden biraz daha fazla kitap okudum. resimlerinin hepsini toplayıp götürmeseydin dokunup ağlayabilirdim bile. bilmiyorsun ama değişmeye çalıştım. denedim en azından. misal yumurtadan başka yemek bilmezsin derdin hep. geliştirdim bu konuda kendimi. sahanda yumurtadan başka artık melemen de yapabiliyorum. bir kaç güne rafadanı da olmuş bil. parmaklarımı da çıtlatmıyorum artık eskisi gibi. değiştiremediklerim hala mevcut elbet. söylemiştim. yazmak zaten vazgeçilmezim. fakat tek sorun yazarken tdk'ya bakmayı ihmal ediyorum her seferinde. tdk'ya muhalefetten hüküm giymiş biri olarak bunun benim için ne kadar zor olduğunu biliyor olmalısın. üstelik kelime hatalarımı senin gibi düzeltecek kimsem olmadığı için oluruna bırakıyorum artık sıla gibi. fakat her yanlış kelime içimdeki boşluğuna yeşil bir zeytinmişcesine acı bir çizik atıyor sonra. ve elbette fransızca şarkılar favorim yine. ve hala soha telaffuzlu vatandaşın söylediği o muhteşem şarkıyı bulamadım. gözlerimin seni aradığı gibi kulaklarım da bu şarkıya hasret kaç zamandır.
nazım hikmet'e de gitmiyorum artık eskisi gibi. o geliyor artık bana! geçen pazar alkım'dan antolojisini aldım. o'nu okuyorum seni özlediğim zamanlar.. hala çok korkuyorum uçaktan. hala tek şekerli içiyorum kahvemi. hala nefret ettiğim sigarayı canım çok çekiyor. ama hala içmiyorum ısrarla. ve hala sevinmek için sevmiyorum beşiktaş'ı. ama bu hafta çok üzdüler bizi godikler. gerçi ötekiler gibi de sevmiyorum ben. baba yadigarı. daha çok ondan seviyorum. yoksa yağmurlu bir günde falan çubuklu formayla da görmedim. gayet apaçık bir bahar havasıydı. ve bembeyaz, anamın ak sütü gibi formalar vardı bizimkilerin üzerinde. ama işte kim bilir şarkıdaki gibi belki şehre bir film gelir ve biz beraber maça gideriz dolmabahçe'ye. şansımız varsa yağmur da yağar. eski günlerdeki gibi evet.
son tahlilde sevdiğim; giriş, gelişme, sonuçlu ve dolayısı ile belli bir kurala bağlı olan şeyleri pek sevmem bilirsin. o yüzden bugünlerde aklıma eseni, gönlümce karalıyor, devrik cümleler biriktiriyorum kendime ve dahi bize. hem ayrıca sana boncuktan kuş yapabilmeyi ne çok isterdim. bilemezsin. lakin beceriksizim. ama bak bunu biliyorsun. 
ve belki bu yüzden öncelikle hakettiği halde büyütmediğim tüm harflerden, ayırmadığım satır ve paragraf başlarından ve de üvey baba gibi davrandığım tüm noktalama işaretlerinden, sonra senden özür dilerim sevgilim. tdk'ya ayrıca selam ederim. her nerdeysen gözlerinden öperim.
.
.