23 Ocak 2017 Pazartesi

manastırlı hilmi bey'e son mektup

lodos bugün de devam ediyor
düşüncelerimiz; savrulan kış yaprakları gibi. ruhumuz perişan.
güneşli pazartesiler'de 'bugün günlerden ne' diye soruyordu ya santa?
hani cansever de bugün pazartesi mi diyordu*
ve şimdi ben
iş olsun diye değil gerçekten, 
merak ettiğimden soruyorum
bu kaçıncı pazartesi?
ruhumun eşgalsizliği bugün mutlak sona ermeli dediğim
kaç pazartesi ve kaç yüz yıl daha geçmesi gerek nihai özgürlük için?
elbetteki bir cevap değil aradığım hilmi bey
bunu ikimizde biliyoruz
ama işte bu med-cezirler yoruyor artık beni 
eksiltiyor, lime lime ediyor, bitiriyor
yoo hayır! ne münasebet
burayı ağlama duvarına çevirmek gibi bir niyetim yok
lakin yazmam lazım 
yazmasam çatlarım çünkü
hem söylesene hilmi bey senden gayrı yazacak kimim var allah aşkına
kuşlara da küstüm sonunda
olacağı buydu
özenle ıslatıp verdiğim ekmekleri yememişler dün akşamüstü
oysa bir his geliyor bazı
nasıl anlatsam?
ölümcül, imkansız hastalığı olan birinin yaşama sevincinden hallice
hüzünbaz bir umut ışığı
emre aydın dinliyorum, geçiyor sonra
lakin ellerimin üşümesi ilelebet geçmiyor hilmi bey
tıp çaresini bulamadı
doğrusu ben de çok üzerine düşmedim son sekiz yıldır
ama artık ayaklarım da üşüyor
ve kalbim zaten buz gibi
belki de içimizin ihtiyacı iki bardak çay ve bir kaç dörtlük şiirdir
bir gün diyorum
hani havalar çok ısınmadan
hafta içi bir gün, sebepsiz yere işe gitmeyip 
yahut sabah erkenden "ben iyi değilim" diyerek işten çıkıp akşama kadar güneşli bir kafede oturacağım
kim bilir belki o da gelir.
gelir di mi hilmi bey?
ama dürüst olalım şimdi
birbirimizi kandırmanın manası yok 
sence de yeterince yalan, kan ve göz yaşı yok mu dünyada?
bana doğruyu söyle hilmi bey
bana doğruyu
yalnızca doğruyu
çünkü ben
çünkü
bilemiyorum hilmi bey
bilemiyorum
bildiğim ben artık iyi değilim
hem hiç değilim
kaybettim
kaybettik
gidelim hilmi bey
gidelim
.
.
emre aydın - sen beni unutamazsın

* edip cansever - manastırlı hilmi bey'e birinci mektup