15 Aralık 2016 Perşembe

mektup4

şimdi. zemheri aralığında. yıldızlar daha sönmemişken. hasta yatağımdan yazıyorum sana bu mektubu.
hani hasta dediysem, öyle büyütülecek bir şey değil. valla bak. 
az önce gittiğim 70 yaşlarındaki babacan doktor öyle söyledi. tahta dondurma kaşığı ile boğazıma baktıktan sonra klasik grip diyetini önerdi. 

bol istirahat, bol sıvı. bir kaç da ilaç sanayini destekleme tableti. 

yoksa turp gibiymişim. evelallah. 
ama ilginç bir şey oldu doktorda. daha derdimi dinlemeden yaşımı sordu. birden. tutulup kaldım. diyemedim bir şey. 
aslında rutin sorulardı. geçmişte adımı unuttuğum olmuştu. lakin yaşımı asla. 
ben tabi doktorun babacan halini görünce önce seni soracak, "nedir evlat derdin. anlat bakalım" diyecek sandım.
fakat o, tok karnına içilecek iki tablet ilaç, bir adet sprey yazıp 'geçmiş olsun' dedi. bozuldum. ama bozuntuya vermedim.
ilaçların yarısını alıp küskün bir şekilde döndüm eve. radyoyu açıp yazmaya başladım. 

şimdi sana bu mektubu hasta yatağımdan yazıyorum. 
yıldızlar sönmemiş. aralık zemheri.
inceden kar yağıyor.
kömür kokulu sokaklarda bozacılar son 'naralarını' atıyor. 
ben üşüyorum. 
çok üşüyorum. 
ama işte tam da bu noktada. biraz duralım. varsa hâlâ biraz yüzümüz. dünyanın dört bir yanında üşüyen, acı çeken insanları düşünelim. 
utanalım. 
sonra üşümek, özlemek ve mızıldanmak zaten serbest!
.
söylemiş miydim? 
perşembeleri mektup yazmayı seviyorum. sana yazmayı seviyorum. 
seni zaten seviyorum.

aşiyan yokuşunda söylediğimiz şarkıları anımsıyorum. şimdi. pencereme konan kuşun kanadında arıyorum. o eski günleri.

mektubun sonunda bir de resim gönderiyorum sana. içinde bir parça hüzün. biraz tamamlanmamış aşk var. ben bildiğin nedenlerden dolayı gelemiyorum. yine biliyorsun ki; ben seni çok sevdim. sonra. içli şarkıları. yalnız bankları. ve tren raylarını. bir de işte aşiyan yokuşunda söylediğimiz şarkıları.  

bir çılgınlık yapacakmış gibi hissediyorum bazen. ama sonra..
sonra işte.. biraz cansever okuyorum. biraz zarifoğlu. geçiyor. kaldığım yerden devam ediyorum hayata! işe gidiyorum. eve dönüyorum. seni özlüyorum. 


hani tüm sokakların kendisine çıktığı vazgeçilmez meydanlar olur bazı şehirlerde. işte tıpkı o sokaklar gibi. tüm düşüncelerim. yazdığım ve yazmayı düşündüğüm bütün cümlelerim sana çıkıyor. 
bilmiyorsun.
bilmek isteyeceğini düşündüm.