8 Kasım 2016 Salı

kısa

hastane bahanesine çıktım işten. trafik. kalabalık. güç bela yetişilen randevu. çalışmayan sistem. işlemeyen otorite. bitmeyen bürokrasi. lanet olsun. lanet olsun. lanet...

kendime sözler veriyorum hep. tutamayacağımı bile bile. bir gün tutabilmek ümidi ile. sinirlenmemeli oysa. hem ne diyor barış ağbi? keskin sirke küpüne zarar. bir de ali yazar, veli bozar.

kısa cümleler kurmak istiyorum artık.
kısa. çok kısa. mevsim güz gibi. istanbul'a en çok yakışan mevsim sonbahar çünki. bunu herkes biliyor. peki ya sonbahara en çok yakışan şarkı? bak bunu sen de bilmiyorsun.
how's it gonna end. 168. kez dinliyorum. bugün.


kısa cümle diyordum. yalnızlığımız sevgisizliğimizden değil. bize ilhan berk gerek. iki bardak çay.  -biri açık-  bir de tom waits. sonra istediğimiz şiirden başlamak serbest.

lodos bugün de devam ediyor. düşüncelerimiz savrulan yaz yaprakları gibi. ruhumuz perişan. aylaklığın hiç bir anlamı yok.

herkesin hayatının anlamı kendine. hayatı benzetiyorlar ya hep. kimi futbola fena halde. kimi sinemaya. bazı şiire. bazısı kadına. bence hayat yazdıklarım. ne zaman ve nasıl biteceği bilinmeyen. bence ama.

telefonum çalıyor. konuşasım yok. öğlen de yoktu. ikisini de açmadım. biliyorum ayıp. ama işte beklediklerinin değil de beklemediklerinin seni merak etmesi. biraz acı. biraz melankolik. biraz iki nokta..

yine çok konuştuk. ne çok bahseder olduk kendimizden. hep yalnızlıktan.
birlikte okuyacağımız ilhan berk kurtaracak bizi yalnızlıktan. 
bak buraya yazıyorum.
.
tom waits - how's it gonna end