22 Kasım 2016 Salı

beethoven

sıradan ama imkansız hayaller geliştirmekteyim. hüznümüz çünkü sevgilim. gözlerimizden çok dinlediğimiz şarkılarda ele veriyor artık kendini. 

bu sabah. üç saniye ile kaçırdım metroyu. ezbere bir hüzünle. bir veda nazarıyla baktım yüzüme kapanan kapıya. halbuki 4 dakika sonra yenisi gelecekti. yine de çok üzüldüm. kapının hemen solunda oturan kadın ne çok benziyordu sana.

biraz sıla. biraz kasım. ve biraz da ellerimin üşümesi.
hepsi hüznüme dahil.
kuşlar hariç.

sadık haklıydı. hep haklıydı* 
iyiler, güzeller lakin her defasında içimizden bir şeyler koparıyor bu şarkılar.
gözyaşlarımız içtiğimiz çaya karışıyor. sonra kana. sonra sonra hüznümüze.

ama ve yine de şükür. 
çok şükür.
çay ve müzik olmasaydı. nic'olurdu halimiz. nic?

şimdi mesela. nev diye bir şarkıcı var. radyomda. "yaz dostuumm" diyor. barış manço ağzıyla. bilmiyor ki ben zaten yıllardır yazıyorum. ve beni sana yazmışlar. bak bunu da sen bilmiyorsun.

arka fonda diyorum. radyo voyage çalarken hayallerimiz düşlerimize karışıyor.

yoksa bu çalan beethoven mı?

ah sevgili dostum ludwig.

ahh.

büyük hırslar. küçük insanlar. bazen kendimi onlar gibi düşünürken yakalıyorum. hemen soğuyorum kendimden. lakin vazgeçemiyorum.

zira ismini vermek istemediğim bir bankanın not kağıtlarına yazdım gün boyu. şimdi bloga. oradan orta ve yakın dünyaya. transport. export. output.

nasıl da önemli sayıyoruz kendimizi.
halbuki hepi topu üç beş devrik cümle.
ama.
ama işte.
mutlu olmasak bile hissedilir bir kıvanç.
şakaklarımızdaki. 

oysa cümleler geçici. hüznümüz bâki.
.
sıla - ne çok

* sadık yalsızuçanlar - garip
** hasan ali toptaş - gölgesizler