6 Kasım 2016 Pazar

adam asmaca

belimin ağrısı geçmedi. özelin doktoru fayda vermedi. fiziki muayenede fıtık belirtisi yokmuş ama emarda daha net anlaşılırmış. istersem emar çektirebilirmişim. her zaman olduğu gibi belki kendiliğinden geçer diye bir hafta bekledim. geçmedi. devletin hastanesinden randevu aldım ki emar için sıraya gireyim. bu aralar ama hiç bir şey yapmak gelmiyor içimden. işe gidip eve dönüyorum sadece. o da sürünerek son altı aydır. zorunlu olmadıkça dışarı da çıkmıyorum artık. insanlar çünkü çok kalabalık ve çok benciller. pazar gününü değil ama pazar sabahlarının sakinliğini seviyorum hala. bütün işimi gücümü bu bir kaç saatlik dilimde hallediyorum. az önce yine rutin market alışverişinden döndüm. bana sorarsan pazar sabahı uyumayan insanlar daha iyiler. daha anlaşılabilir insanlar. hal ve tavırları. bakışları. yürüyüşleri. sanki işte pazar sabahlarının öğleye uzayan zaman diliminde başka bir gezegende yaşıyorum. stres yok. kalabalık ve dahi gürültü yok. misal bu sabah markette, kasiyerle -muhtemel tanıdığı olan- bir kadın müşteri sakin sakin sohbet ediyorlardı. sıra bana gelmişti ama hiç sinirlenmeden, ne dediklerinden de bir şey anlamadan sabırla onları dinledim. sonra kasiyer yüzündeki güleryüzü ve samimiyeti sesine de nakşederek içten bir şekilde ; "hoş geldiniz efendim" dedi. "iyi ki sabırla beklemişim" dedim içimden. ben öyle sanıyormuşum. "efendim" dedi gülenyüz kasiyerimiz. "hoş bulduk" dedim daha bir gür sesle. 
ödememi yapıp kolay gelsin diyerek ayrıldım bu çok güzel şarkılar çalan marketten. sonra işte yine kendi kıta sahanlığıma, birazdan dolup taşacak sokaklardan odama çekildim..
hepsi bu..
oysa hayallerim vardı eskiden. bir ihtimal gerçekleşebileceğine inandığım. artık hayallerimi de kendimi de biliyorum. olmayacağını da. bu yüzden elimden ve aklımdan gelen tek şeyi yapıyorum. 
yazıyorum.
biliyorum. bir gün bu sevdam da sona erecek. tıpkı benim gibi. ama ve umarım benden önce bitmez. yoksa.
yoksa.....

ayfer tunç'un ekmel bey'i ölüme kafa tutup onunla anlaşmaya çalışıyordu hani. sayfasını bilmediği spiralli defter bittiğinde "gel beni bul" demişti ölüme. ekmel bey kadar cesur değilim elbet. o'nun gibi her gün de yazamam. lakin şimdi beni her zamankinden çok ayakta tutan yegane şey, adeta nefes almamı sağlayan bir organım yazmak. her şeyden ve herkesten çok ihtiyacım olan şey!

in the name of father filminin gerry'si idamla yargılandığı sanık kürsüsünde adam asmaca oynuyordu vakit geçsin diye. ben de işte hayatımda tahammül edemediğim boşluklar dolsun diye yazıyorum sadece. yoksa başka da bir amacım yok sevgili bayım. sizi temin ederim ki yok.
.
hector zazau - heart of class