25 Eylül 2016 Pazar

yaz-boz

yazıyorum.
s  i  l  i  y  o  r  u  m.
yazıyorum.
s i l i y o r u m.
yazıyorum.
s  i  l  i  y  o  r  u  m.
yaklaşık bir saattir. bu böyle. arada bukowski'nin meşhur barfly repliğini tekrarlıyorum içimden. bazen de sesli. "tully bebeğim; boka yarar bir şey yazabilen hiç kimse, huzur içinde yazamaz." ama yine olmuyor. çünkü ben yazar değilim. çünkü ben yazar değilim. ama bugün. şimdi. ölesiye ve öylesine yazmak istiyorum. bildiğin gibi değil canım viktor. tek dostum.
.
sabrettim. bir kaç masa dolaştım. nihayet, kalabalık cafenin en güzel yerine oturdum. caddeyi karşıma, güneşi sırtıma aldım. insanları izlemeye başladım. hiç bir şey düşünmemeye çalışarak.
mutsuz olduğum vakitler bir yerde durmam, duramam. hiç sevmediğim kalabalığa karışmak isterim. hem bu pazar her zamankinden daha sıkıntılıydım. hatta daha ötesi. kasvetten sonra intihardan önce gibi bir şeydi. tezer hanımı alıp çıktım evden. kalabalık ama sakin ve mutlak güneş alan bir yer aradım. buldum da. çay söyledim. canım acayip sigara çekti. fakat her zamankinden çok, her şeyden çok. tezer hanım çok kızıyor ama sekiz ay önce aldığım paket evdeydi ve yanıma almadığıma pişman oldum. kalkıp büfeye gitmeye üşendim. yan masamda oturan kumral kadından da istemeye utandım. şimdi bir mucize olmasını bekliyorum!
.


beklerken tezer hanıma bakıyorum. en sevdiğim paragrafının son cümlelerinde şöyle diyor; "... doyumsuz dünyamı avucumun içine alıp sıkıyorum. her şeye hazırım. hastalığa, yalnızlığa, aşka, gitmeye, kalmaya."
düşünüyorum o vakit hemen ve soruyorum kendime. acaba ben hazır mıyım bunlardan birine? cevap benim için çok acı verici. sigara istiyor canım yine.
beklenen mucize hiç gelmeyecek biliyorum. yazdıklarımın hepsini siliyorum o yüzden.
.