6 Eylül 2016 Salı

eternity and a day yahut tabutta röveşata

özlemlerim arttığı vakit içtiğim çayların sayısını bir artırıyorum. pek bir numarası ve manzarası olmayan ofis penceremden daha çok bakıyorum dışarıya. geçmiş eylülleri her zamankinden çok düşlüyorum. farkında olmadan dirseğimdeki yarayı daha fazla didikliyorum ve sadece noir desir dinliyorum akşamları uyumak için. ama gündüzleri uyuyamıyorum. -ki zaten uyuyamıyordum- 
.
işin aslı sevgili viktor; çalakalem yazdığım eski günlerimi arıyorum. bulamıyorum.
gerçi bunun için çok bir istek ve çaba gösterdiğim de söylenemez. değişik bir atalet hali. nasıl anlatsam? hani nereye çeksen oraya hiç itirazsız gider. zira ülke gündemi, bitmeyen sıcak ve nemli istanbul yazı, dinmeyen içsel devinimler, zoraki gidip gelinen iş-ev sekansları vs. 
.
şimdi işte onlardan birinde, bir halk otobüsündeyim. şanslıyım. en sevdiğim tekli koltuklarından birine oturdum çünkü. otobüs biraz eski ve üç durakta bir stop ediyor. ama olsun. yazıyorum ya eskisi gibi. bu bana yeter. bu bana yeter..
.
telefonumdaki müziğin sesini tavsiye edilenin bir tık üzerine çıkarıyorum maydanoz kokulu halin yanından geçerken. fakat anında, metro peronlarındaki sarı ikaz çizgisi gibi sapsarı bir uyarı çubuğu çıkıyor ekranda. bir tık daha artırıyorum sesi. kırmızıya dönüşüyor bu kez ikaz çubuğu. bir tık daha yükseltmeye korkuyorum. emre aydın çünkü yeterince tahribat yapıyor bünyede  şarkısıyla ve ağdalı sözleriyle. 
kalk gidelim diyor..

"kalk gidelim buralar yalan
öldürmedi, güçlendirmedi
hiç geçmedi, geçer sandım"
.
daha ne denir ki?
.
bilemedim canım viktor.
bilemedim...
.
e m r e  a y d ı n - buralar yalan