17 Eylül 2016 Cumartesi

çocuklar toplanıp gittiler içimden *


üç gün önceki minibüsteyim. kahya aynı tekerlemeyi söylüyor. "minibüs yolu, göztepe, bostancı, maltepe, kartal."  insanlar aynı mutsuzlukla bir sağa, bir sola koşturuyorlar. hava o güne nispeten daha sıcak ama duygular serin. pazartesi işe başlayacak olmam beni geriyor. istediğim gibi bir hayat sürememek beni süründürüyor. tam olarak ne istediğimi bilmemek beni yoruyor. belki bu sebeplerden yine emre aydın söylesin istedim telefonumda. sesi tehlikeli boyuta, sarı ikaz işareti yanana kadar açtım. sabahtan beri yaptıklarımı düşündüm..
.
sıkıntıma, uyumsuzluğuma çare olur diye bahariye'yi gidip geldim iki defa. yoruldum. nazım hikmet'te oturup çay sigara eşliğinde bir şeyler okumaya çalıştım. olmadı. sakız gülü sokağını inip çıktım, rexx sinemasında gelecek programa baktım. hoşuma giden bir şey bulamadım. yürüdüm.... 
bir yandan başıboş adımlarla yürüyor öte yandan insanlara bakıyordum. insanlar. güzel insanlar. tutkuyla yiyorlar, iştahla okuyorlar, keyifle tüttürüyorlardı sigaralarını. bir süre öncesine kadar ben de onlar gibiydim. kaybedeli çok olmadı bu hissi. belki de çok oldu. hatırlamıyorum şimdi. en son ne zaman böyle iştahla okuyup tutkuyla bir şeyler yemiştim bilmiyorum. sigara dersen zaten birbirimize eziyetten başka bir şey değildik. en çok çay içmeyi sevdim bu hayatta. bilirsin. bir de kuşları. gerisi hep teferruat sevgilim, hep teferru..
.
rexx sinemasının sokağından sahile indim. yalnız bir bankta, bir süre denizi izledim. yosun kokusunu iliklerime çektim. geri döndüm. balık pazarını turladım. sahaflara girdim, çıktım. yine olmadı. bulamadım. değil tanıdık bir his yakalamak duyduğum, gördüğüm her şey, herkes yabancı geliyordu. eylül ortasında şekilsizdim. kimsesizdim. hissizdim. hiç bir şeydim. hayatın değil, kendi anlamımın peşindeydim. tutunacak bir ip, kalacak, devam edecek bir sebep arıyordum. dört buçuk saat bu arayışın etrafında dolandım durdum. hiç bir şey bulamadım. sadece sevdiğim bir kaç yazarın, sevdiğim bir iki cümlesi düştü hatırıma bu başıboş gezmelerde. ama onlar da bu boşluğun dibinden çıkaramadı. sonra bir iki film repliği, neşeyle başlayıp hüzünle sonuçlanan bir de şarkı. tanıdıklardı. lakin kifayetsizlerdi. 

sonra süslü balık lokantalarının birinin önünden geçerken...  bir kadın.... 

kızıl saçlı. 

mavi gözlü. 

keder yahut herhangi bir mutluluk ifadesini okumanın mümkün olmadığı ama çok güzel yüzüyle içimi aydınlattı. bir yandan tüm varlığı ve dikkat çekici güzelliği ile dünyanın tam orta yerindeymiş gibi dururken öte yandan sanki o balığı değil de balık o'nu yiyordu. hakeza masasındaki içkinin bu güzel kadını yudumladığı bir dinginlik anı ve tüm o kayıtsızlığı, telaşlı olmayan dünya dışı hali ile metaforlar oluşturdu bir süredir uyuyan zihnimde. 

işte o vakit, belki dedim. 
.
belki, eskisi gibi kitapların arasında dolanırsam, şansım da yaver giderse yazarını hiç tanımadığım ama kapağından yahut başlığından seveceğimi hissettiğim bir kitap bulurum. alkım'ın sokağına girdim. ama kapandığını hatırladım. rıhtıma, kabalcı'ya gittim. o eski duyguların döneceğini umarak dolaştım kitaplar arasında. yine olmadı. çok satanlar ve yeni çıkanlar kaplamış her yeri. bir tanesine bakayım dedim. üç kelime ilerleyemeden bir bulantı kapladı içimi. dışarı zor attım kendimi. 
.
şimdi üç gün önceki minibüsteyim. insanlar gelip geçiyorlar yanımdan.
ben bekliyorum. 
ama neyi? 
bilmiyorum...
.