27 Ağustos 2016 Cumartesi

tom waits, köyüm ve ben


abdülhak şinasi, fahimbey ve biz adlı romanında; "insanoğlu değişir, değil yıllar geçtikçe, 24 saat içinde saatten saate değişir" diyordu. ben de değiştim viktor. çok değiştim. eskiden herkesten, her şeyden çok anlaşılmak ve anlamak isterdim. çırpınıp dururdum. ama bir kaç zamandır bıraktım bu beyhude çabaları. hayır, bir şey anladığımdan değil, bilakis yorulduğum için bıraktım. saçının teline değmeyecek, egolarının, küçük yalan ve hesaplarının esiri olmuş kişi veya kişilerin zihinsel yükünü terk etmekle başladım işe. çünkü ve zira; dünya ve aşk yalan, ölüm ve ihanet gerçek canım viktor. hiç bir şey ve hiç kimse için değmiyor. işte sırf bu yüzden insan asla pişman değilim dememeli bir zaman yaşadıkları için. zira o pişman olmadığım dediğin şey gün gelip seni çok fena pişman edebiliyor. bu benim şahsi fikrim tabi seni bilemem. ama farkında mısın bilmem yapay acılarla ve sevinçlerle yaşıyoruz hep? miş muş gibi yapıp iki yüzlülük ediyoruz. en başta kendimize, sonra yakın ve uzak sosyal çevremize. peki kendimizi kandırabiliyor muyuz? hayır, hiç sanmıyorum.
..
yıllardır türküsünü söylediğim köyümdeyim dört yıl aradan sonra. ve şimdi köyün en yüksek noktasında başı dumanlı akdağ'a karşı huzur içinde oturuyorum. ki bilirsin, huzur; zor bulup kolay kaybettiğimdi benim yıllardır. şimdi işte bu noktada sıfır nem, azami oksijen, hem yüzümü, hem ruhumu okşayan tatlı bir rüzgar. yanımda tom waits. insanın canının sigara istemesi gibi benim canım da yazmak istedi günler, haftalar sonra. cebimden  telefonumu çıkardım (evet haklısın eskiden kalem-kağıt çıkardı ceplerden. devir değişti. hem dedim ya ben de değiştim canım viktor) düşünmeden aklıma üşüşenleri yazmaya başladım. how's it gonna end şarkısı tekrar yaptıkça, esen rüzgar o derece mutlu ediyor beni. manzarayı zaten anlatmam mümkün değil şimdi yaşlı ve bilge bir ağacın altında. ama ve bir kez daha, defalarca tom waits, yüzbinlerce kez how's it gonna end diyorum sevgili viktor. hani bir sene, sırf geyiğine ultra kurgu bir yazı yazmış ve cenazemde 'tom waits çalsın' istemiştim. yok öyle bir şey tabi. dinimize, gelenek ve göreneğimize göre ters. ama burayı takip eden üç beş yakın arkadaşımdan şunu isteyebilirim pek tabi. bir gün işte hak vaki olup ritüeller tamamladıktan sonra mümkünse deniz kenarında bir mekanda tom waits - how's gonna end çaldırsın sevgili dostlarım. isteyen çay, isteyen rakı içsin. hesapları ben öderim!
.