2 Temmuz 2016 Cumartesi

balkon konuşmaları-v7.5

zarifoğlu'nu, tezer hanımı, satre'yi ve pessoa'yı kucaklayıp balkona çıktım. bir kaç gündür süregelen tatsızlığımı, hayata olan uzaklığımı onların gidereceğine, yakınlaştıracağına inanmıştım çünkü. bir de müzik. mümkünse birsen tezer. mümkün değilse de kulağa ve gönle hoş gelen herhangi bir tını. buna ne vakit karar verdim. bilmiyorum. eylemlerimin nedenini, nasılını sorgulamam çoğu zaman. o an içimden öyle gelmiştir ve sonucuna da katlanmışımdır. ama işte bugün daha farklı sanki. neresinden tutunduğumu bilmediğim hayatın gizli bir öznesi yahut öğesi gibi daha ne kadar saklanabilirdim ki? bunları düşünüp büyükşehir açmazından elimizde kalan son mutluluk kırıntılarına, mavi gökyüzü ve bulutlara bakarken annem geldi yanıma. "burada tek başına n'apıyorsun oğlum?" diye sordu. "istanbul'un boşalmasını bekliyorum" dedim gayr-ı ihtiyari.
sonra bir yere mi gideceksin."dedi.
"hayır tekrar dolmasını bekleyeceğim" dedim. enseme sağlam bir şaplak yedim. "anneyle dalga geçilmez hayta" dedi. içeri gitti.
.
sokağı ve caddeyi kaldığım yerden okumaya devam ettim. sanki büyük bir felaket olmuş gibi sessiz ve sakin sokaklar. istanbul'un en yüksek ikinci nüfus yoğunluğuna sahip kediler bile yok. sadece uzaklardan sesleri gelen martılar ve yüksek binaların tepelerine sanki şehri koruyan kalenin burçlarındaki askerler gibi düzenli ve pür dikkat dizilmiş kargalar sadece. rüzgarı bekledim boş yere. gelmedi.
.
neden sonra karşı sokaktan bir çift geldi. lacivert tişörtlü, mavi kotlu adam el-kol hareketleriyle ve hararetle bir şey anlatıyordu. kavuniçiyle sarı karışımı, desenli bir elbise giymiş, hafif kilolu, güneş gözlüklü kadın ise adamı dinlemiyormuş gibi bir adım önde saçını topuz yapmaya uğraşıyordu. topuzu başaran elleri boşta kalınca , muhtemel se sa şart eklerini kullanarak ve yumruk şeklindeki sağ elinden fışkıran işaret parmağı yeri göstererek bir şey dikta etmeye çalışıyordu adama. adam bunun üzerine aniden durdu. gelmiyorum gibi bir hareket yaptı. gerilim arttı. kadın hemen yönetimi ele aldı. adamın elini sıkıca tuttu. adam yumuşadı. birlikte ve el ele uzaklaştılar.
.
zarifoğlu'ndan rastgele bir sayfa açtım. "mutluluk üzerine bir cümle söylemeyi düşünüyorum." diyordu üstad.

bu sefer ben düşünüyorum. acaba benim mutluluk cümlem ne olurdu? diye. yazının sonuna kadar bulmayı umut ederek.
.
oysa hep imrenmişimdir balkon insanlarına. pazar günleri bilhassa. on beş sene boyunca toplam on defa adam akıllı çıkıp oturmuşluğum yoktur bu balkona. bazen insanın kendini dinlemesi için çok uzaklara gitmesi gerekmiyor. çılgın bir deniz kenarı, kaz dağı etekleri falan şart değil mesela. bir tutam müzik, alabildiğince rüzgar, bir balkon ve bir sandalye yetebiliyor bunun için kimi zaman. şimdi işte balkondayım. hayatımı düşünüyorum. ama aklıma bir şey gelmiyor.
sigara hariç demeliydim oysa. iki blok ötede oldukça cırtlak sayılabilecek iki tuhaf renge birden boyanmış bir binanın üçüncü katında genç bir adam öyle keyifle tüttürüyor ki sigarasını. bu keyfi çıkan dumandan rahatlıkla görebiliyorum. ve ben hayatımı düşünüyorum. hiç bir şey hatırlamıyorum.
babamı öldürdüğü için değil de anneme verdiğim söz için içmiyorum lanet sigarayı.
saatler ilerledikçe kentsel dönüşümün balkon insanlarının sayısı artıyor. misal az önce uzaktan çok hoş görünen,  kıpkırmızı bir elbise giymiş esmer bir kadın çıktı sol çaprazımdaki apartmanın balkonuna. akrep olma ihtimalini söylememe gerek yok sanırım. hemen sağımda ise yeni uyandığı askılı atletinden ve şiş gözlerinden belli olan otuzlarının sonbaharında kirli sakallı bir adam. göz göze gelmekten kaçınmıyoruz bu balkon insanlarıyla. fazla da uzatmıyoruz ama. sanki gizli bir anlaşma varmış gibi aramızda. ve gizli bir işaret dili. o dille selamlayıp birbirimizi hemen dönüyoruz kendi düşünce ve hayal alemimize. sonra hayatımı düşünüyorum. seni özlüyorum.
.
mutluluk diyorum sevgilim; saydım. tam sekiz harf.
.
birsen tezer - balıkesir