7 Mayıs 2016 Cumartesi

yedi mayıs

ilk kez geçen mayısta oturduğum cafeye bugün bir kez daha oturdum. çünkü güneşi böylesine güzel ağırlayan çay bahçesi bulmak çok zor artık betonsal dönüşümün merkezi olan bu şehirde. yer gök ya beton, ya beton mikseri doldu. ve bu aradaki sürece hayat diyoruz. biliyorum sıkıcı şeyler. hep aynı tekrarlar. bitmeyen şikayetler. ben de sıkılıyorum. o yüzden kulağıma şöyle fısıldıyorum; söylenmeyeceksin ya gideceksin ya kabulleneceksin masumiyet'in bekir'i gibi.
bekir olmak daha kolay geliyor.
ilk fırsatta, göreceli sakin ve bol güneşli yerlere atıyorum kendimi.
.
yaşlı çınar ağaçlarını dahil etmezsek bahçede yaş ortalamamız altmış, en iyimser tahminle ellibeş. fiziksel ve ruhsal olarak olmasa da zihinsel olarak yaşıtları sayılırım. kim bilir belki de aylardır bulamadığım huzuru burada bulurum. alıcı kuşlar gibi buraya toplandıklarına göre vardır elbet bir bildikleri. 
.
güneşi ve müziği sonuna kadar açıyorum sonra. sezen dinliyorum bugün. şekersiz çay içiyorum. birbirimize eziyetten başka bir şey vermediğiniz sigarayı aramıyor, sormuyorum. hiç bir şey düşünmemeye çalışıyorum. lakin boşluk, başka bir boşlukla dolmuyormuş gerçekten. geçen bir yerde okumuştum. ama nerde olduğunu unuttum şimdi. 
yaşamdan beklentisi olmayınca insanın unutkanlıkları artarmış. bunu da ben uydurdum az önce. bana uyuyor çünkü. ama sizi bilemem bayım.
.
sezen aksu-gidemem