5 Mayıs 2016 Perşembe

salacak'ta bir veli

canım bazen, çok acayip fransızca çekiyor! konuşmak için. konuşamasam da diyorum en azından söylenenleri anlayayım. hayır bayım hayır! bu asla ve kat'a bir yeni yetme özentisi yahut ne oldum delisi bir ademoğlu görgüsüzlüğü değil. kalpten gelen bir heyecan, bir istek. başka bir şey bu. hani nasıl anlatsam?
anlatamıyorum.
orhan veli ama kesin anlatırdı.
söylemiştim. seçme şansım olsa orhan veli ile karşılıklı oturup bir çay içmeyi çok isterdim. gerçi o rakıyı tercih ederdi.
ama olsun bir düşünsene;
büyük şairle sahilde bir bankta yan yana oturmuş denizi, martıları, vapurları okuyoruz.. ben o'nun olmadığı zamanlarda olanları özetliyorum, martılara simit atmayı falan gösteriyorum. lakin o beni dinlemiyor, eskiden kalma alışkanlıkla etrafta okuduklarını yazmaya çalışıyor.
ama olsun bir düşünsene;
karşıda bir vapur, kız kulesi'ne kur yapar gibi süzülürken orhan veli sigarasından efkarlı bir nefes alır. sanki o an fonda sezen en içli şarkısını seslendiriyormuş gibi. yahut nuri bilge'nin henüz çekilmeyen filminin en can alıcı sahnesinin ortasındaymış gibi. kederli ve yalnız. 
sonra sessizlik biter.
-biliyor musun mithad? der şair.
-bilmiyorum abi derim.
bu kez sessizlik ebediyen başlar. ve bir daha hiç konuşmaz büyük şair.
ama olsun bir düşünsene...