28 Nisan 2016 Perşembe

öyle işte

saat 16:01. çay içip petibör bisküvi yiyorum. ve boş boş geniş penceremden, mavi gökyüzüne bakıyorum. sanki geleceğime dair bir cevabı orada bulacakmışım gibi. ya da ve belki de güzel bir hayalin içine düşerim diye bekliyorum.
bilemiyorum ibrahim. bilemiyorum. 
bilirsin. ben zaten pek çok şeyi bilmiyorum. bilseydim şayet burada oturup bunları yazıyor olmazdım. çünkü ve zira son zamanlarda beyin ishaline yakalanmış gibi neden bu kadar çok yazdığımı bilmiyorum. kırlangıç fırtınası'nı kamuya kapatıp neden sadece davetlilere açtığımı da bilmiyorum. hakeza neredeyse hiç okumadan bu kadar çok nasıl yazabiliyorum?
vallahi onu da bilmiyorum. 
şimdi bilinçaltıma yahut çocukluğuma inip sebebini bulmaya ne takatim ne de hevesim var. oysa bugünlerde istediğim tek şey; uyumak. günler, belki aylar süren bir uyku bahsettiğim. uyku dileğim olmazsa yazmalıyım. ama hiç durmadan. çalakalem. şimdiki gibi. hatta daha fazla. sayfalarca ve kilometrelerce mesela. şayet o da olmazsa hiç yaşamayalım zaten.
ama işte dedim ya bilmiyorum. bilemiyorum. hayat çünkü hem kesin konuşulmayacak kadar kısa hem de güvenilmeyecek kadar yanar döner. geçmişte örneklerini çok yaşadım. çok rezil oldum. çok lafımı yedim. kesin olur dediğim olmadı, olmaz dediğim oldu. 
öyle ki daha bu sabah hayatta olmaz dediğim ve kırk yıllık istanbulluluğumda olmayan oldu. ilk kez bir belediye otobüsü durak haricinde hem de benim için durdu. oysa ben sadece güzel kadınlara durduklarını sanıyordum.
öyle değilmiş. albert einstein'a selam olsun. bir önyargı daha paramparça oldu.


ben bunları kafamda yazıp petibörü çayıma batırırken çocuklardan biri 'mithad bey çileeek' diyerek çilek tabağını masama bırakıp gitti. hoş, okumuş, iyi çocuklar. ama işte bazen çıldırtıyorlar beni. çay molasında onlara ilişmeyeyim diye verdikleri rüşvet bu biraz da. biraz ama. bilmiyorlar ki; müdürlerinin kendi içinde kaç haftadır göğüs göğüse süren bir cephe savaşı var. bilseler o çilek tabağı gelir miydi peki? gelirdi. dedim ya iyi çocuklar. 

çilek manevrasından bir kaç saniye sonra büyük bir gürültü oldu hemen üstümüzde. bir helikopter, ilk kez bu kadar yakınımızdan geçti. çocukluktan kalma alışkanlıkla olsa gerek bir kaç dakika "alikopteri" aradım. nihayet ters taraftan pata pata gidişini gördüm. yemyeşil, pervane böceği gibi bir şey. etrafındaki canım kuşları kaçırarak git gide uzaklaştı. hayat kısaydı çünkü. kuşlar uçmalıydı. bir süre sonra da gözden kayboldu. çok küçükken bizim için ulaşılmazlardı bu yüksek irtifa şövalyeleri. hâlâ da öyleler. yükseklik korkum var çünkü. başka korkularım da var elbet. ama onları burada söyleyecek değilim. çünkü ve zira mahremiyete inanıyorum hâlâ. ve vaya con dios'u çok seviyorum.
.