17 Nisan 2016 Pazar

....

sevgili duygu

bunu daha önce söylememiştim sana. aklıma gelse kesin söylerdim. şimdi radyoda hiç duymadığım bir şarkısını dinlerken düştü aklıma. ben seni sezen dinler gibi sevdim. şarkılarını ezberlediğim gibi ezberledim yüzündeki hüznü ve neşeyi. sezen şarkılarını dinlerken tattığım mutluluğun mislini buldum güzel gözlerinde. en sevdiğim albümlerini saklar gibi sakladım sevgimi yüreğimde. sen benim bitmeyen şarkımdın.

kimse kusursuz değildir sevgili duygu. insanız, hata yaparız. yanlışlarım elbette ki çok, buna mukabil doğrularım da var. hangisi daha fazla diye oturup da bir teraziye koymadım. 

bazı günler böyledir işte: yanlış başlar, yanlış gider yanlış biter. işin gerçeği bugün de öyle bir gün. pırıl pırıl bir gün, üstelik gelsin diye cümleler dolusu feveran ettiğim bahar dışarıdan göz kırpıyor bana. lakin ben de gram istek yok, hâl yok, hayır yok!

sanırım, aşkımız da böyleydi. zaman ve mekan denklemini kuramadık sadece. yoksa kişilerde ve kişiliklerde bir sorun yoktu. biraz matematik, biraz fen bilgisiydi belki tek eksiğimiz. keşke diyorum şimdi keşke! birbirimize bu kadar geç kalmış olmasaydık sevgili duygu. 

düşündüm. çok düşündüm. lakin çıkar hiç bir yol bulamadım. misal dün gece yarısı hayatı alıp tam karşıma oturttum. bir tahterevallide gibiydik sanki. ya da ve aslında en başından beri öyleyiz. şöyle geriye doğru baktığımda zaman zaman yalancı baharlar yaşayıp dengeleniyor gibi olsak da  hayat her zaman ağır basıyordu. lakin fizik ve tahterevalli kurallarına göre hayat yerde, benim de ayaklarım yerden kesilmiş vaziyette havada olmam gerekirken  tam tersi yerlerde sürünen hep bendim. neden böyle diye çok sordum kendime. neden böyle?  niçin?  ama nasıl?

çok fazla şey istemedim oysa bu hayattan. sıradan ve basit olsun istedim her şey.
ama garip işte hayat!

düşünmek bu kadar kolayken basit yaşamak ne kadar da zor!
hani daha yararlı demeyeyim de basit işler,  doğrusu daha yalın yaşama derdindeyim bu aralar.

bu öğleden sonra mesela odamdan üç odaya sığabilecek ıvır zıvırı çöpe attım. İki günlük tatilimde de bu minvaldeki fazlalıkları düşündüm hep. gerekliymiş gibi görünen ne çok gereksiz cüzlerimiz var yanımızda yük yaptığımız.
aslında hiç bir şey olan ne çok şeyimiz var. zaman zaman boğuluyorum etrafımdaki bu eşyaların hatta insanların bolluğundan.

aslına bakarsan sevgili duygu sonu bu denli kesin olan bir hayat için çok fazla düşünüyoruz. çok fazla dert ve yük ediniyoruz,.
çok,
çok fazla her şey?

ve kafam öyle çok dolu ki. bambaşka yerlerde. uzaklarda. çok uzaklarda. yeni bir yolda yürüyorum. aslında bir yola mı girdim yoksa yoldan mı çıktım onu da bilmiyorum. hakkımda bilmediğin o kadar çok şey var ki, sana anlatmak istediğim cümleler dolusu.
gerçekleşme ihtimalini aklıma dahi getirmeden hayaller kuruyorum mesela. elbette ki çoğunda sen varsın bu rüyâların. belki bir gün diyerek uyanıyorum her seferinde hiç bitmemesini dilediğim bu hülyalardan.
insanlardan beni anlamasını beklemiyorum. doğrusu kimseyi de anlamak istemiyorum.  artık çok az şey beni heyecanlandırıyor, merakımı uyandırıyor. ve şaşırtmıyor artık hiç bir şey. zira bir şeyler uçup gitti içimden. ama ben her zamanki gibi işe gidiyorum, eve dönüyorum. zoraki merhaba diyenlere aynı zorakilikte selam veriyorum. bazıları beni, bazılarını da ben es geçiyorum. sıkılıyorum yapaylıktan, dostlarıma gitmek istiyorum ama akşam olduğunda aynı kararlılıkta vazgeçiyorum. dışarıya çıkıyorum. son sürat yaşıyor insanlar. bakıyorum etrafıma hep bir yerlere yetişme telaşındalar, koşarcasına adımlar. sonra bir bakıyorum onların arasında hatta en başında kendimi görüyorum. boş geliyor çoğu şey. keyif alarak yaptığım pek çok şey de yabancı geliyor artık..

geçenlerde ismini bile bilmediğim bir çiçek aldım pazardan. hani şu saksı ile birlikte satılan çiçeklerden. ismini özellikle sormadım ki aramızda bir bağ oluşmasın ve bir gün o da seni gibi uzaklara gitmek isterse üzülmeyeyim diye mesafeli davranıyorum şimdilik. fakat bana bir bakışı var ki, o masum ve halden anlayan tavırlarına dayanamayıp akşamları güneşe karşı oturup uzun uzun konuşuyorum onunla. kimseye anlatmadıklarımı ona anlatıyorum. dedim ya öyle sessiz, sakin ve huzur dolu ki. ben de olmayan her şey onda var. fakat her canlının olduğu gibi onun da sevimsiz bazı yanları var. misal es kaza güneşini mi engelledin hemen maraza çıkartıyor. neymiş efendim, güneşini engellemeseymişim, gölge etmeseymişim bir dolu bitki tatavası işte. ama işte her güzelin bir kusuru vardır bilirsin. bir de çayı pek sevmiyor. her akşam bir demlik dolusu çayın yarısı heba oluyor bu yüzden. sudan başka içki koymam ağzıma diyor ama tekirdağ rakısına hayır diyeceğini sanmıyorum. lakin onu da ben sevmiyorum.

ismini vermediğim bu çiçek ve bir de şarkılar işte. şarkılarla aram her zaman iyi olmuştur. biliyorsun. değişen bir şey yok. bir şarkıya aşık oluyorum. haftalarca dinliyorum. sonra başka biri. daha sonra başka bir şarkı. bu aralar filmlerden uzak kalsam da haftada en az bir film izliyorum yine de. ama avrupa sineması olmasına dikkat ediyorum. hayat ne tuhaf gerçekten. bilirsin, eskiden bu avrupa sineması hayranlarına, sanki dünyayı yeniden keşfetmiş tavırlarıyla hem alay eder, hem de sinir olurdum. lakin dünya büyük laf ettirmeyecek kadar küçük bir yer sevgili duygu. şimdi geldiğim nokta; avrupa sineması olmadan asla. hayat işte, değiştiriyor insanı!
ben değiştim duygu. ben değiştim.
...
bir de işte yalan yok seni çok özlüyorum. her gün. her saat. her dakika. her saniye. her salise... her...
peki şimdi n’olacak?

isteğim; sadece zaman hızlıca akıp geçsin ve varacağı yere varsın. 
bir de uyumak. çok uyumak sevgili duygu.
zira seni başka türlü göremem, özleyemem...
.