20 Nisan 2016 Çarşamba

beş vakit-12




sabahbir tomar insan uykulu gözlerle bekliyoruz. işe gideceğiz. bir kaç kişi belediyenin akıllı durağında otobüsünün kaç dakika sonra geleceğine bakıyor. ama ekseri çoğunluk derin düşüncelerde. bıkkın, yorgun. 
ne düşündüklerini bilmek mümkün değil. lakin bildiğim; hepimiz zoraki gidiyoruz işe. bunu nerden biliyorum; çünkü ve sanki işyerinden gelecek "bugün iş yok arkadaşlar" mealindeki mucizevi telefonu bekler gibi bakıyoruz etrafa.. o telefon hiç gelmeyecek. bunu da biliyoruz. lakin yine de bekliyoruz. uykulu gözlerle.
.
öğle: tramvatik bir toplum olduğumuzu biliyordum. lakin bu kadarını ben de beklemiyorum. kadıköy, üsküdar ve havarisindeki hiç bir devlet hastanesinde ortopedi ve travmatoloji bölümüne randevu alamadım. hepsi dolu. mecbur fizik-tedaviye randevu aldım. köşedeki bakkaldan marlbro yerine uzun samsun almış gibi hissettim kendimi..
.
ikindi: çayın gelmesini bekliyorum. arada da penceremden dışarıyı izliyorum belki bir kaç kuş görürüm diye. gelmiyorlar. ama ne acı! 
ömrümüz beklemekle geçiyor. sabah otobüs bekleriz, öğlen doktor sırası, ikindi vakti çay bekleriz. akşama yine otobüs. yatsıya da uykuyu bekleriz.
ömrümüz beklemekle geçiyor.
ömrümüz beklemekle geçiyor.
ömrümüz beklemekle geçiyor...
bu kadar tekrardan sonra bunun üzerine biraz düşündüm..
ama öyle böyle değil.
hani ve sanki yüzyılın aforizması çıkacakmış gibi düşündüm ve bekledim. hastanın sabahı beklediği gibi sabırla bekledim. lakin bir türlü gelmedi o cümle. ama işte ömrümüz beklemekle geçiyor...
.
akşam:
bir halk otobüsünde, şoförün hemen ardında model dinliyorum. çünkü sinirlerime bir tek model iyi geliyor. yoksa sövüyorum. çok pis sövüyorum. misal son yedi dakikadır trafiğin olmadığı yerde yolu babasının malı gibi çift taraflı parkederek tıkayan plastik kafalar yüzünden gidemiyoruz. çünkü biz adam olmayız. çünkü biz ne köylü, ne şehirliyiz. çünkü, çünküler hiç bitmez...
.
yatsı: biraz zarifoğlu okudum. biraz şarkı dinledim. sonra bir şeyler yazmayı çok istedim. lakin bulamadım hiç bir şey.
belki yarın akşama. şöyle uzunca bir mektup diyorum...