24 Nisan 2016 Pazar

24 nisan

moralim bozuk. beşiktaşımız tahammül edemediğimiz puanlardan ikisini kaybetti dün akşam. topçularımızın çoğuna kızgınım ama en çok şu ispanyola. alexis delgado'ya. o'na verecekleri parayla çocuk falan okutsalarmış daha iyiydi. anlamsız bir sinir ve sıkıntı içine girdim. akşam akşam. oysa bu futbol bahislerini 2003 deki 100.yıl şampiyonluğunda bırakmış. uzaktan seviyordum çubuklu forma süvarilerini. bu sene niye depreşti bilmem. halbuki o kadar da totem yapmış, son iki haftadır maçları da izlemiyordum. ama olmadı.
oysa ne güzeldi dün. iki juliette filmi izlemiş iki daha izleyecektim. lakin sinirden izleyemedim. üçüncüsünü yarım bıraktım..
.
uyuyunca geçer dedim. sabah yedide uyandım önce. baktım geçmemiş. bir daha yattım. 08:56 da olağan gürültücü iki alt komşumun yardımıyla uyandım bu sefer. kızgınlığımı ve sıkıntımı test ettim. yine geçmemiş. uykum olmamasına rağmen tekrar yattım. alt komşum icraata başlamıştı bir kere. 09:48'di uyandığımda. yok hayır geçmemişti. üstelik uyku değil ama bir ağırlık, bir sersemlik bu sefer. vurdum kafayı bir daha. 
komşum seni de o hiç susmayan dolap kapaklarını da allah bildiği gibi yapsın. 10:33. yurda kesin dönüş yapan almancılar gibi tüm uykumu, derdimi, tasamı ve potansiyel pazar sıkıntılarımı alıp salona geçtim. televizyonu açtım. oturan boğa isimli kovboy filmi vardı. çok gürültülüydü. sıkıldım. kanallar arasında dolaşırken. gizli yüz isimli eski bir türk filmine denk geldim. yönetmeni kimdi bilmiyorum ama işi biliyordu. yağmur damlalarının pıt pıt çıkardığı sesler eşliğinde bir gölde sonbahar yapraklarıyla dansını izledim bir süre. bu beni sakinleştirdi biraz. kalktım elimi yüzümü yıkadım. çay demledim. kapıyı açtım. apartman görevlimiz mehmet bey ekmekle gazeteyi getirmemiş. hiç yapmazdı böyle. bilhassa pazarları. mehmet beyin de beşiktaşlı olabileceği geldi aklıma. belki bu yüzden üzerinde durmadım fazla. başka vakit olsa apartmanı yıkardım. akşamdan kalan ekmekleri kızartırım dedim. tvdeki hava durumunda istanbul gök gürültülü ve sağanak yağışlı derken pencereyi açtım. günlük güneşlik, mayıs müjdecisi bir hava vardı bizim sokakta.
yılların meteoroloji genel müdürlüğü, vardır bir bildikleri dedim. çarçabuk çayımı içip sokağa attım kendimi. sakin bir kadıköy için geç deniz kenarı için erken bir vakitti. cadde üzerinde pazar kahvaltıcılarının istila etmediği güneşli ve sakin cafe arayarak ağır ağır yürümeye başladım. sekizinci cafede aradığımı buldum. bir sokak çiçeksinin yanına, güneş alan bir köşeye kuruldum. ve ismini dahi bilmediğim çiçeklerin kokusu eşliğinde yazmaya başladım....
.
sıla-oluruna bırak